"Türkiye’de Emeklilik; Çalış, Çalış, Yorul, Öl”
Türkiye’de çalışma hayatı, çoğu zaman maraton koşusundan çok, bitmeyen bir dayanıklılık sınavına benziyor.
Daha üniversite sıralarında hayalini kurduğumuz “emeklilik” kelimesi, gençler için neredeyse masalsı bir kavram haline gelmiş durumda. Avrupa’da insanlar 60 yaşına varmadan torunlarını parka götürürken, bizde aynı yaşta hâlâ sabahın ilk ışıklarında yollara düşen yüzbinlerce çalışan var.
Bu fark, sadece takvim yaşından ibaret değil; yaşam kalitesinin, iş gücü değerinin ve ekonomik adaletin de net bir göstergesi. Avrupa’da ortalama emeklilik yaşı ile bizdeki yaş arasında benzer rakamlar görünse de, orada iş gücünün karşılığı daha yüksek, çalışma şartları daha insani. Yani onlar “yorulmadan” bitiriyor, biz ise “tükenerek”...
Çalışan gelir eşitsizliği de bu tabloyu daha da ağırlaştırıyor. Aynı iş yerinde, aynı çabayı gösteren iki kişi arasında uçurum gibi maaş farkları olabiliyor. Bu farklar çoğu zaman liyakatten değil, işverenin taraflı tutumundan veya “sadakat” adı altında yürüyen ilişkilerden kaynaklanıyor. Liyakat yerini, işverene yakınlık ya da “yöneticiye yaranma” çabalarına bıraktığında, motivasyon ve verimlilik de doğal olarak çöküyor.
Üstelik iş yerinde mobbing, arkadan iş çevirme, güven sorunları da cabası. Çalışan, sadece işin yüküyle değil, aynı zamanda psikolojik baskılarla da baş etmek zorunda kalıyor. Bu koşullar altında yıllarca çalışmak, insanın hem bedenini hem de ruhunu yıpratıyor.
Türkiye’de emeklilik yaşı her geçen yıl daha ileriye ötelenirken, fiziksel ve zihinsel yorgunluk birikiyor. İnsanlar, tam “kendime zaman ayıracağım” derken, yaşı gereği artan sağlık sorunlarıyla uğraşmak zorunda kalıyor. Emekliliğin keyfini sürmek, seyahat etmek ya da hobilerine vakit ayırmak yerine, hastane koridorlarında geçen günler, bu uzun emeğin karşılığı olmamalı.
Üstelik geçim sıkıntısı, emekliliği beklemeden hayatın her döneminde insanların yakasını bırakmıyor. Pek çok çalışan, maaşı yetmediği için ek iş yapmak zorunda kalıyor. Gün içinde bir işte çalışıp akşamları başka bir işte ter dökenler, bazen haftanın yedi günü dinlenmeden geçimini sağlamaya çalışıyor. Çözüm bulamayan, borçlarını kapatamayan ve çaresizlik girdabına düşen insanlar ise zaman zaman en acı sona sürükleniyor; intihar haberleri ne yazık ki artık toplumda şaşkınlık yaratmıyor, kanıksanıyor.
Dahası, emeklilik sonrası hayat da çoğu insan için ikinci bir maddi mücadeleye dönüşüyor. Yıllarca çalışıp ödediği primin karşılığında aldığı maaş, kiraya bile yetmiyor. İnsanlar geçim derdi yüzünden “ek iş” yapmak zorunda kalıyor; yani emeklilik denen o uzun bekleyiş, aslında bitmeyen bir çalışma döngüsüne dönüşüyor.
Gençler ise bu tabloyu gördükçe umudunu yitiriyor. “Emekli olursam” diye başlayan cümleler, yerini “O yaşı görür müyüm?” endişesine bırakıyor. Çünkü herkes biliyor ki, yıllar geçtikçe şartlar zorlaşıyor, hedef daha da uzağa çekiliyor.
Sonuçta mesele, sadece “kaç yaşında emekli olacağımız” değil; o yaşa gelene kadar nasıl bir hayat yaşadığımız. Adaletli, insanca ve güvenli bir çalışma hayatı olmadan, emeklilik kapısına varmak bir ödül değil, sadece uzun bir yorgunluk molası olacaktır. Eğer bu sis perdesi aralanmazsa, gençler için emeklilik kavramı daha uzun yıllar hayal olarak kalacak.
İnsanları bu oranlara mahkûm eden her kimler varsa; kendilerini bu maaşlarla en az bir ay boyunca idare etmeye davet ediyorum; bakalım bu mümkün mü? Çünkü gerçek hayat, kâğıt üzerindeki rakamlarla değil sadece zorunlu giderlere bakınca bile ortaya çıkıyor.
Bu oranları belirleyen kuruldan bir ay boyunca 22.104,67 TL ile geçinebilecek bir ilgili arıyorum!
Yazımı tamamladıktan sonra Avrupa’da yaşayan kıymetli dostum Taylan’ın mesajını da ilave etmek isterim.
Taylan “ Avrupa’da emekliler sosyal yardım alıyor. Nüfuslarına göre eşi çalışmıyorsa, çocuklar okuyorsa veya kiracıysa; ayrıca burada yaşında emekli olanlara çalıştıkları maaşın biraz fazlasını veriyorlar. Türkiye’de ise özellikle işçi emeklileri için asgari ücretten daha düşük.”
Türkiye’m benim için başka toplumlarla ve ülkelerle kıyaslanmayacak kadar özel ve inanıyorum ki bir gün Avrupa ülkelerinin Türkiye’yi örnek göstereceği günlerimiz olacaktır.
Vesselam…







Harika çok realist bir bakış açısı kaleminize sağlık
Kaleminize sağlık hocam nicelerine dil oldunuz.
Çok güzel bir konuya değinmişsin, kalemine sağlık