“YA 8 MART’TAN SONRA…”
Her yıl aynı şey yaşanıyor. Takvim 8 Mart’ı gösterdiğinde kadınlarımız hatırlanıyor. Sosyal medyada süslü cümleler kuruluyor, çiçekler veriliyor, mesajlar paylaşılıyor. Bir günlüğüne kadınların değeri anlatılıyor. Ama ertesi gün? Ertesi gün yine aynı haberler düşüyor ekranlara. Bir kadın daha öldürülüyor. Bir kadın daha susturuluyor. Bir kadın daha korkuyla yaşamaya mahkûm ediliyor. İşte tam da bu yüzden 8 Mart bir kutlama günü değildir. 8 Mart bir yüzleşme günüdür. Kadınlar bu dünyada sadece var oldukları için bile mücadele etmek zorunda bırakılıyor. Evde, sokakta, iş yerinde, okulda… Hayatın her alanında kendilerini korumak zorunda kalıyorlar. Oysa bir insanın en temel hakkı, korkmadan yaşayabilmektir. Ama kadınlar hâlâ “yaşayabilir miyim?” sorusuyla güne başlıyor.
Bir kadının giydiği kıyafet tartışılıyor. Bir kadının saat kaçta dışarıda olduğu sorgulanıyor.
Bir kadının gülmesi bile bazılarına fazla geliyor. Sonra da soruyorlar “Neden bu kadar öfkelisiniz?” Çünkü kadınlar artık tabut taşıyor. Artık kadınlar kendi arkadaşlarının, kendi kardeşlerinin, kendi hayatlarının tabutlarını omuzlarında taşıyor.
Kadınlar öldürülüyor. Çoğu zaman onları öldürenler en yakınlarındaki insanlar oluyor. Eşleri, eski eşleri, sevgilileri, takıntılı takipçileri… Sonra aynı cümleler duyuluyor!
“Bir anlık öfke…”
“Psikolojisi bozukmuş…”
“Sevdiği için yapmış…”
Hayır. Sevgi öldürmez. Sevgi korkutmaz. Sevgi şiddet uygulamaz. Şiddet uygulayan bir erkek güçlü değildir. Aksine, acizdir. Bir kadına el kaldıran bir erkeğin saygısından söz edilemez. Karakterinden söz edilemez. İnsanlığından bile söz etmek zordur.
Çünkü gerçek güç, bir kadına zarar vermekte değil ona saygı gösterebilmektedir. Kadınların yaşadığı sorunlar yalnızca cinayetlerden ibaret değil. Görünmeyen ama her gün yaşanan başka yaralar da var. Hayalleri küçümsenen kadınlar var. Çalıştığı halde emeği değersiz görülen kadınlar var. Eğitim hakkı elinden alınan kadınlar var. Susması öğretilen kadınlar var. Bütün bunlar olurken toplumun bir kısmı hâlâ sessiz kalıyor. Oysa sessizlik çoğu zaman suçun en güçlü ortağıdır. Bir toplumun gerçek yüzü, kadınlarının nasıl yaşadığıyla anlaşılır. Eğer kadınlar korkuyla yaşıyorsa, o toplum özgür değildir. Eğer kadınlar susturuluyorsa, o toplum adil değildir. Bugün kadınların istediği şey ne ayrıcalık, ne lütuf, ne de merhamet. Kadınlar sadece insan gibi yaşamak istiyor.
Korkmadan yürümek, özgürce konuşmak, hayallerini kurabilmek ve en önemlisi hayatta kalabilmek istiyorlar. Bu yüzden 8 Mart sadece bir tarih değildir. 8 Mart bir çığlık ve itirazdır. Ve bu çığlığın tek bir cümlesi var! Artık elinizi kadınlarımızın hayatından çekin. Çünkü kadınların öldürüldüğü bir dünyada hiçbir başarı, hiçbir gelişme, hiçbir medeniyet gerçek değildir. Bir toplum kadınlarını koruyamıyorsa, aslında kendi geleceğini de koruyamıyordur.
Kadınlar bu dünyanın yarısıdır. Yarısı susturulan bir dünyanın ise tamamı eksiktir.
Bugün yere göğe sığdıramadık. Ya 8 MART'TAN sonra...








