Yıl Değişti, Ya Sen?
Bir yılı daha kapatırken takvim yaprakları değişiyor ama sorular pek değişmiyor. 2026’ya girerken hayata yine aynı kelimelerle bakıyoruz. Umut, güven, adalet. Ne garip, en çok ihtiyaç duyduklarımız, en az sahip olduklarımız gibi duruyor.
Geride bıraktığımız yıl, güven duygusunun ne kadar kırılgan olduğunu bir kez daha gösterdi. İnsan, sabah evden çıkarken yalnızca kendisi için değil; çocuğu, kardeşi, arkadaşı, sokaktaki hayvan için de endişe duyar hale geldi. Güven artık soyut bir kavram değil; gece eve sağ salim dönmek, bir parkta korkmadan yürüyebilmek, bir kapıyı çaldığında hayatta kalacağını bilmek demek.
Kadınlar için bu yıl da “yaşamak” hâlâ bir mücadeleydi. İstatistiklerin soğuk diliyle ifade edilen cinayetler, aslında yarım kalan hayatlar, susturulan sesler, büyüyemeyen hayallerdi. Bir kadının öldürülmesi hâlâ “neden”lerle tartışılıyorsa, burada yalnızca bireysel suçlardan değil, toplumsal bir güvensizlikten söz ediyoruz. 2026’ya girerken ne olmasın diye soruyorsak, cevabı açık… Bir kadının ölümü sıradanlaşmasın, bir çocuğun gözlerindeki korku normalleşmesin.
Çocuklar… Onlar bir toplumun vicdanıdır. Ama bu yıl da çocukların adını; ihmalde, istismarda, yoksullukta, eğitimdeki eşitsizlikte duyduk. Çocukların güvenli olması gereken yerlerde güvende olmadığını görmek, geleceğe dair umudu törpülüyor. Çünkü çocukların korunamadığı bir yerde, umut yalnızca bir temenni olarak kalıyor.
Hayvanlar da bu güvensizlik ikliminin sessiz tanıklarıydı. Sokakta, barınakta, ormanda… Şiddetin en savunmasız hedeflerinden biri oldular. Onlara yapılanlar, aslında insanlığın kendine yaptıklarının bir yansımasıydı. Bir hayvana yönelen şiddet, yalnızca bir cana değil; merhamet fikrine yönelmişti.
Peki, bu kadar karanlığın içinde umut nereye düşüyor?
Umut, her şeye rağmen vazgeçmeyenlerde, bir kadının ardından susmayanlarda, bir çocuğun hakkı için mücadele eden öğretmende, avukatta, komşuda. Bir hayvanı sokaktan kurtaran, bir kap mama koyan, “ben görmedim” demeyenlerde. Umut, büyük laflarda değil; küçük ama ısrarlı iyiliklerde saklı.
2026’ya girerken ne olsun? Önce güven olsun. Ama tabelalarda yazan değil; hissedilen, yaşanan bir güven. Adalet gecikmesin, şiddet cezasız kalmasın. Haklar, yalnızca kâğıt üzerinde değil, hayatın içinde var olsun. Kadınlar hayatta kalmak için güçlü olmak zorunda kalmasın; zaten güçlü oldukları için özgür olsunlar. Çocuklar, korkmadan büyüsün. Hayvanlar, yaşam hakkı tartışma konusu olmasın.
Ne olmasın? Alışmayalım. Şiddete, ölüme, adaletsizliğe alışmayalım. “Bu ülkede böyle” cümlesini kurmaktan vazgeçelim. Çünkü alışmak, en tehlikeli kayıptır.
Yeni yıl mucize vaat etmiyor. Ama bir başlangıç hatırlatması yapıyor. Daha iyisi mümkün. Umut, gökten inmiyor; biz vazgeçmediğimiz sürece var oluyor. 2026’ya girerken tek dileğim şu güveni yeniden inşa etmeyi ertelemeyelim. Çünkü umut, ancak güvenin olduğu yerde filizleniyor.








