"BAYRAM, BAYRAM OLSUN”
Bu cümleyi duyduğumda içimde tuhaf bir hüzün beliriyor. Çünkü aslında hepimiz biliyoruz ki mesele sadece bayramların değişmesi değil, zamanın, insanların ve hayatın değişmesidir. Dün hayatımızda olan bazı sevdiklerimiz bugün yanımızda değil. Bazıları uzak şehirlerde, bazıları başka ülkelerde, bazıları ise artık dualarımızda yaşıyor.
Belki de bu yüzden hepimizin diline Nerede o eski bayramlar? Sözü dolanıyor. Biraz düşününce insan şunu fark ediyor. Bayramın güzelliği sadece geçmişte kalmış bir hatıra değildir. Aslında onu yeniden yaşatabilecek olan yine biziz. Bayram, takvimde yazan bir gün değildir. Bir kapıyı çalabilme cesaretidir, birini hatırladığını söyleyebilme inceliğidir, uzun zamandır aramadığın bir yakına “Bayramın mübarek olsun” diyebilme samimiyetidir.
Bir zamanlar bayram sabahlarının ayrı bir telaşı vardı. Daha gün doğmadan uyanılan o sabahlar… Evde sessiz ama heyecanlı bir hareketlilik… Ütülenmiş bayramlıklar, ayakkabının içine konulan pamuk, bayram namazına yetişme telaşı… Camiden dönenlerin yüzündeki o tarifsiz huzur.
Sonra kapılar çalınırdı.
Bir tabak tatlıyla girilen evler… Büyüklerin ellerini öperken hissedilen o saygı… Çocukların avuçlarında sıkı sıkı tuttukları bayram harçlıkları… Sokaklarda yankılanan çocuk kahkahaları… Bugün belki aynı sokaklar yok. Belki aynı kalabalıklar yok. Ama bayramın özü hâlâ aynı yerde, kalbimizde duruyor.
Aslında bayram, insanın kendisiyle de yüzleştiği bir gündür. Kırgınlıkların ne kadar anlamsız olduğunu hatırlatan, kalbin yüklerini hafifleten bir fırsattır. Bir telefon, bir ziyaret, samimi bir selam, bazen yılların sessizliğini bir anda ortadan kaldırabilir. Çünkü bayram sadece gelenek değil, aynı zamanda gönüllerin yeniden birbirine açıldığı bir zamandır.
Evet, kabul edelim… İçimizde baki kalan hüzünler de var. Kaybettiklerimiz var. Bir bayram sofrasında artık boş kalan sandalyeler var. Gurbette olanlar var, memleket hasreti çekenler var.
Belki de bayram tam da bu yüzden kıymetli. Çünkü bayram, eksilen hayatın içinde kalan güzellikleri çoğaltma günüdür.
Bir kapıyı çalmak… Bir akrabayı aramak… Bir dostun sofrasında yer almak… Bir çocuğu sevindirmek… Bazen bir insanın hatırlandığını bilmesi, dünyanın en büyük hediyesidir.
Belki de artık “eski bayramlar” diye özlem duyduğumuz şey, aslında kaybettiğimiz geleneklerden çok, ihmal ettiğimiz küçük iyiliklerdir. Oysa yeniden başlayabiliriz.
Bu bayram bir kapıyı çalabiliriz. Uzun zamandır görüşmediğimiz bir büyüğümüzün elini öpebiliriz. Bir komşumuza ikramda bulunabiliriz. Çocuklara bayramın gerçekten bayram olduğunu hissettirebiliriz. Belki her şey eskisi gibi olmaz. Ama yeniden güzel olabilir. Çünkü bayram, insanın insana yaklaşmasıdır.
Unutmayalım ki hayat çok hızlı akıyor. Bugün ertelediğimiz bir selam, yarın geç kalınmış bir pişmanlığa dönüşebilir. Söylenmeyen bir “iyi bayramlar”, çalınmayan bir kapı, yapılmayan bir ziyaret…
Bunların hiçbiri geri gelmez.
O yüzden gelin bu bayram, yapmak isteyip de yapamadığımız ne varsa yapalım. Kırgınlıkları küçültelim, selamları büyütelim. İnsanların kalbinde küçük ama kalıcı bir iz bırakalım. Belki o zaman çocuklarımız da yıllar sonra “Bizim çocukluğumuzda bayramlar gerçekten çok güzeldi.” Diyebileceklerdir.
Kapılar çalınsın… Çünkü bazen bir bayram, sadece bir kapının aralanmasıyla başlar.
Çocukluğumun en güzel bayram anılarında hafızamı zorlayan bir kareye sakladığım, ebediyete intikal etmiş kıymetli anneannem Emine Çelik ve dedem Mehmet Çelik’in aziz hatırasına ithaf ediyorum.
Ruhları şad olsun.









