“Sesimi Duyan Var mı?”
Bazı tarihler vardır, takvim yapraklarından düşmez, insanın kalbine kazınır. 6 Şubat 2023, işte onlardan biridir. Sadece bir felaketin değil, bir ülkenin hafızasına kazınmış en ağır sınavlardan birinin adıdır. O gün Malatya’da, Hatay’da, Kahramanmaraş’ta, Adıyaman’da, Gaziantep’te, Osmaniye’de, Şanlıurfa’da, Adana’da ve daha nice şehirde yalnızca evler yıkılmadı. Hayatlar yarım kaldı, hayaller enkaz altında kaldı, gelecek bir gecede belirsizliğe gömüldü. Aradan zaman geçti ama acı geçmedi, yas bitmedi, yürekler hâlâ titriyor. Toprağın altına bıraktıklarımız var, bir daha sesini duyamadığımız, sarılamadığımız, vedalaşamadığımız insanlar… Bir de toprağın üstünde kalıp yaşam mücadelesi verenler var. Çadırlarda, konteynerlerde, hayata tutunmaya çalışanlar, yerinden yurdundan edilmiş, köklerinden koparılmış insanlar… Kimileri hâlâ “Biz ne zaman evimize döneceğiz?” diye soruyor, kimileri “Hiç olmazsa kendi evimde ölmek istiyorum” diye dua ediyor. Bu sorular cevapsız kaldıkça yaralar kapanmıyor.
Belki de bu felaketin en ağır yükünü çocuklar taşıyor. Depreme doğanlar, depremle büyüyenler, oyuncaklarının, kitaplarının, odalarının yerine korkuyu koymak zorunda kalanlar var. Geceleri irkilerek uyanan, “Yine olur mu?” diye soran çocuklar… Ruhlardaki yıkım hâlâ enkazlar arasında duruyor. Travmalar, kaygılar, uykusuz geceler, çaresizlikler bitmedi. İntihar haberleri, tükenmiş aileler, sessiz çöküşler bu felaketin görünmeyen yüzü oldu. Ruhsal destek hâlâ yetersiz, psikolojik iyileşme hâlâ erteleniyor. Oysa insan önce ruhuyla ayağa kalkar.
Deprem sadece evleri değil, birçok insanın ekmek kapılarını da yıktı. Esnaf borç içinde, dükkânlar kapalı, tezgâhlar boş. İşsiz kalan binlerce insan hâlâ tutunacak bir dal arıyor. Geçim sıkıntısı, yoksulluk ve borç yükü felaketin ikinci dalgası gibi insanların üzerine çöküyor. Bu tabloya “normalleşme” demek mümkün değil. Hayatta kalmak başka, yaşamak bambaşka bir şeydir. Bugün birçok insan sadece hayatta kalmaya çalışıyor.
Aradan geçen zamana rağmen bazı enkazlar hâlâ kaldırılmadı. Sadece beton yığınları değil, her biri içinde bir hayatın, bir hatıranın, bir ailenin sessiz çığlığını taşıyor. Her gün önünden geçilen, artık kanıksanan bu yıkıntılar, aslında bize tamamlanmamış bir hesabın varlığını hatırlatıyor. Kaldırılmayan her enkaz, ertelenen her adalet, kapanmayan bir yaraya dönüşüyor. Çünkü bazı acılar, üzeri örtüldükçe değil, sarılabildikçe iyileşir.
Bir de hâlâ mahkemelerde sürünen dosyalar var. Yıkılan binaların, yok olan hayatların, kaybolan umutların hesabı hâlâ sorulmayı bekliyor. Yıllardır süren davalar, eksik raporlar, ertelenen duruşmalar adaleti zamana yenik düşürüyor. Oysa adalet geciktikçe acı büyüyor. Suçun cezasız kaldığı her dosya, yeni felaketlerin davetiyesi oluyor. Çünkü cezasızlık ihmali normalleştiriyor ve normalleşen ihmal ise yeni enkazlar üretmeye devam ediyor.
Belki de en acı gerçek bunca kayba rağmen hâlâ yeterince ders almayan bir toplumuz. Aynı hatalar tekrar ediliyor, aynı riskler görmezden geliniyor, aynı uyarılar ciddiye alınmıyor. “Bana bir şey olmaz” anlayışı, “Bir şekilde olur” rahatlığı, “Şimdilik idare eder” ihmalkârlığı hâlâ hayatlarımızı yönetiyor. Oysa deprem bize, ihmalin bedelinin hayat olduğunu öğretti. Buna rağmen öğrenemiyorsak, asıl felaket tam da burada başlıyor.
Bu süreç bize sadece doğanın değil, sistemin de sınandığını gösterdi. Yetersizlikler, gecikmeler, cevapsız sorular, tutulmayan sözler hafızalara kazındı. İnsanlar hâlâ adalet bekliyor, hâlâ hesap sorulmasını istiyor. Çünkü adalet olmadan iyileşme olmaz, hakkaniyet olmadan güven kurulmaz. Güvenin olmadığı yerde ise gelecek kurulamaz.
Unutmak en büyük felaket olur. Unutursak aynı ihmaller sürer, aynı binalar yapılır, aynı acılar tekrar eder. 6 Şubat’ı sadece yıldönümlerinde hatırlamak yetmez. Bu gün her planın, her kararın, her inşaatın vicdanı olmalıdır. Bu yazımı, depremde kaybettiğimiz canlarımızdan biri olan kıymetlimiz Zehra Gülay Yener’in şahsında, isimleri sayfalara sığmayan, hayalleri yarım kalan tüm kayıplarımıza ithaf ediyorum. Sizler birer istatistik değil, bizim vicdanımızsınız.
Diliyorum ki hiçbir çocuk “Biz ne zaman evimiz olacak?” diye sormasın, hiçbir yaşlı “Kendi evimde ölmek istiyorum” diye umutsuz olmasın. Hiçbir anne evladını enkazdan çıkarmasın. Allah bir daha bu millete böyle bir imtihan yaşatmasın. Ama biz de üzerimize düşeni yapalım. Daha sağlam şehirler, daha adil sistemler, daha vicdanlı yöneticiler ve daha bilinçli bir toplum için unutmayalım, unutturmayalım.
Vefat edenlerimize rahmet, kalanlara sabır, güç ve selamet diliyorum.
6 Şubat sadece bir tarih değil, aynı zamanda bir sorumluluktur.








