SEN NEYİ KURBAN ETTİN?
“Eşek derviş olmaz odun çekmekle tekkeye, deve hacı olmaz gidip gelmekle Mekke’ye…” sözü, insanın sadece yaptığı ibadetlerle değil, taşıdığı ahlak ve vicdanla değer kazandığını anlatan büyük bir hakikattir. Çünkü insanı Allah’a yaklaştıran şey yalnızca şeklen yerine getirilen ibadetler değildir. İbadetlerin insanın kalbine, merhametine ve yaşayışına nasıl yansıdığıdır. Hacca gitmek insanı otomatik olarak hacı yapmadığı gibi, kurban kesmek de insanı gerçek manada Allah’a yakınlaştırmaz. Eğer insan hâlâ gönül kırıyorsa, kibriyle insanları eziyorsa, menfaati uğruna doğruluktan vazgeçiyorsa, kul hakkını hiçe sayıyorsa, yaptığı ibadet sadece görüntüde kalır. Çünkü Allah’ın nazar ettiği yer yalnızca Kâbe değildir, insanın kalbidir. Kalp, Allah’ın evidir. Sen Allah’ın olduğu bir gönlü kırıp paramparça ediyorsan, sonra dönüp Kâbe’nin gölgesinde dua etsen ne olur? Çünkü bazen kırılmış bir kalbin sessiz ahı, göğe yükselen dualardan daha ağırdır.
İslam, sadece ritüellerden ibaret bir din değildir. İslam merhametin, vicdanın, ahlakın, adaletin ve insan olabilmenin dinidir. Namaz insanı kötülükten uzaklaştırmıyorsa, oruç sabrı öğretmiyorsa, hac tevazuyu büyütmüyorsa, kurban paylaşmayı ve merhameti artırmıyorsa insan hâlâ yolun başındadır. Çünkü Allah sadece secde eden kullar değil, aynı zamanda adaletli, vicdanlı ve güzel ahlak sahibi kullar ister. Efendimiz ’in hayatına baktığımızda bunu açıkça görürüz. O, bir yetimin başını okşamayı ibadet bilen, yaşlıya hürmeti imanın parçası sayan, komşusu açken tok yatmayan bir merhamet Peygamberiydi. Bugün sünneti sadece şekillerde arayıp ahlakta kaybeden bir anlayış, dinin özünü eksik yaşamaktadır. Çünkü bu din sadece camide yaşayan bir din değildir. Sokakta, sofrada, ailede, komşulukta ve insan ilişkilerinde yaşayan bir rahmettir.
Ne yazık ki bugün birçok insan ibadetlerini büyütürken vicdanını küçültüyor. Tespih çekiyor ama kul hakkı yiyor. Kurban kesiyor ama kardeşiyle yıllardır konuşmuyor. Hacca gidiyor ama anne babasının gönlünü alamıyor. Dualar ediyor ama bir yoksulun kapısını çalmıyor. Oysa bayram, sadece yeni kıyafetler, kalabalık sofralar ve tatlı telaşlardan ibaret değildir. Bayram, kırgınlıkları bitirebildiğinde bayramdır. Bir çocuğun gözünde umut olabildiğinde, bir yaşlının yalnızlığını paylaşabildiğinde, bir garibin duasında yer alabildiğinde gerçek anlamına ulaşır. Çünkü bayram takvimde değil, vicdanda başlar. İnsanlara rağmen değil, insanlarla beraber Allah’a yürüyebildiğinde gerçek bayram hissedilir.
Hak terazisini şaşırtan, adaletten uzaklaşan, menfaati için eğilip bükülen bir insanın ibadeti eksik kalır. Çünkü Allah sadece alnı secdeye değen değil, yüreği de merhametle dolu kullar ister. Bir insan sabahlara kadar ibadet etse ama gündüz insanları kırsa, kibriyle insanları küçümsese, yaptığı ibadet ruhunu kaybeder. Zira bazen bir gönlü tamir etmek, yıllarca yapılan nafile ibadetlerden daha kıymetlidir. Çünkü gerçek kulluk, kimsenin görmediği yerde de vicdanlı kalabilmektir. Asıl hac, Mekke yollarında yürümek değil, gönül yıkmadan yaşayabilmektir. Asıl kurban ise sadece bir hayvanı kesmek değil, insanın içindeki kibri, öfkeyi, bencilliği ve karanlığı Allah için teslim edebilmesidir.
Şimdi dön ve kendine sessizce şunu sor. Senden gerçekten kurban olur mu, senden gerçekten bayram olur mu? Bir hayvanı kesmek kolay, peki sen neyi kurban ettin? Öfkeni mi, kibrini mi, bencilliğini mi? Yoksa sadece sofralarını mı büyüttün? Dilini gönül kırmaktan alıkoyabildin mi? Bir yetimin başını okşayabildin mi? Bir annenin duasını alabildin mi? Bir yaşlının kapısını çalabildin mi? Bir çocuğun bayram sevinci olabildin mi? Çünkü kurban sadece et dağıtmak değildir, insanın içindeki karanlığı Allah için susturabilmesidir. Allah bazen Kâbe’nin gölgesinden çok, sessizce ağlayan bir mazlumun yanında tecelli eder. Çünkü Allah insanın yüzüne değil, taşıdığı kalbe bakar. Eğer o kalpte merhamet yoksa, vicdan yoksa, kul hakkından korku yoksa yapılan ibadet sadece yorgunluk olur. Bu yüzden insan önce kendi kalbinin kapısını çalmalıdır. Çünkü gerçek bayram, kırdığın gönülleri onarabildiğinde başlar.
Ne mutlu haccı hac gibi eda edebilene… Ne mutlu bayramı bayram eyleyen gönüllere…









