“Sistem Var, Erişim Yok”
Türkiye, sağlıkta dönüşüm hamlesiyle dünyada örnek gösterilen ülkelerden biri haline geldi. Merkezi randevu sistemi, dijital sağlık altyapısı, aile hekimliği uygulaması… Tüm bunlar vatandaşın sağlık hizmetine kolay ve eşit şekilde ulaşması için büyük bir ilerlemedir. Ancak bugün geldiğimiz noktada tablo değişti. Sistem var ama erişim yok. Çünkü artık vatandaş hastaneye değil, randevuya ulaşamıyor.
Bugün MHRS veya ALO 182 üzerinden randevu almak isteyen biri, özellikle büyükşehirlerde “müsait randevu yok” uyarısıyla karşılaşıyor. Bazı vatandaşlar sabahın erken saatlerinde sistemin açılmasını bekleyip adeta randevu nöbeti tutuyor. Diyelim ki bir şekilde muayene randevusu alındı; bu kez tetkikler, ultrasonlar, MR’lar, tomografiler için tarihler aylar sonrasına veriliyor. Oysa birçok hastalıkta erken teşhis hayat kurtarır. Geciken bir randevu, sadece bir tanının gecikmesi değil, bazen bir hayatın sönmesi anlamına gelir.
Bir insanın sağlığı, sistemin takvimine sıkışmamalıdır.
Bu sorun elbette sadece bir yönüyle sağlık çalışanlarına yüklenemez. Çünkü sağlık personelinin büyük kısmı özveriyle, insanüstü bir tempoda çalışıyor. Hastaneler her gün binlerce kişiye hizmet verirken, nöbet üstüne nöbet tutan doktorlar, hemşireler, teknisyenler var. Ancak yoğunluk, yorgunluk ve stres ne yazık ki bazen iletişim diline de yansıyor. Sert bir üslup, bir yorgunluk anında hastanın moralini yerle bir edebiliyor. Bu noktada sistem kadar, insan ilişkilerinin de iyileştirilmesi gerekiyor. Sağlık çalışanlarının iletişim becerileri güçlendirilmeli, ancak aynı zamanda vatandaşın da empati göstermesi gerekiyor. Sağlık çalışanlarının da birer insan olduğunu, onların da sabrı ve sınırları olduğunu unutmamak gerekiyor. Sağlık sadece tedaviyle değil, karşılıklı anlayışla iyileşir.
Tüm bu yoğunluk ve erişim sıkıntısına çözüm olarak, Sağlık Bakanlığı’nın randevu sistemini revize etmesi artık bir zorunluluk haline geldi. Mevcut sistemin içerisine “Acil Randevu Seçeneği” mutlaka eklenmelidir. Bu, klasik acil servis uygulamasından farklı olarak, ani gelişen ama acil servisi gerektirmeyen durumlar için tasarlanabilir. Örneğin ani ağrı, hızlı ilerleyen şişlik, yeni başlayan görme kaybı veya belirgin kilo kaybı gibi durumlarda hastalar kısa sürede öncelikli muayeneye alınabilir. Bunun için her branşta günlük randevuların belli bir oranı “acil durum kotası” olarak ayrılabilir. Aile hekimleri, bu acil randevular için ön değerlendirme yapma yetkisine sahip olabilir. Ayrıca iptal edilen randevuların yerine sistem otomatik olarak bekleyen hastaları yerleştirebilir. Böylece hem hastanelerin yükü dengelenir hem de gerçekten acil durumda olanlar zamanında tedaviye ulaşır.
Ne yazık ki bugün sadece hastanelerde değil, aile hekimliklerinde yapılan acil sevklerde bile üç haftayı bulan bekleme süreleri yaşanıyor. Bu da sistemin tıkanıklığının sadece büyük hastanelerle sınırlı olmadığını, birinci basamaktan itibaren aksadığını gösteriyor. Oysa aile hekimleri, erken müdahale ve yönlendirmede en kritik halkadır. Bu zincir kırıldığında, hastalar ya kendi imkânlarıyla özel hastanelere gitmek zorunda kalıyor ya da hastalık ilerliyor. Bu tablo, bir sağlık sistemine yakışmayacak kadar acı verici.
Sorun sadece sistemin teknik yapısında değil, yönetim reflekslerinde de yatıyor. Randevu alamayan vatandaşa “şikâyet et” demek çözüm değil. Asıl yapılması gereken, şikâyet edenin sesini duyan değil, çözüm üreten bir yapı kurmaktır. Hasta temsilciliği mekanizması güçlendirilmeli, vatandaş geri bildirimlerinin sistemsel değişikliğe dönüştüğü bir kültür oluşturulmalıdır.
Unutmamak gerekir ki sağlıkta reform, sadece hastane binalarında değil, randevuda başlar. Türkiye, sağlık altyapısı ve personel kalitesiyle birçok Avrupa ülkesinden ileride olabilir, ancak randevuya erişemeyen vatandaş bu başarıyı hissedemez. Bir ülkenin sağlık sistemi, vatandaşın doktoruna ulaşabildiği kadar güçlüdür.
Sağlık Bakanlığı, bu konuda hızlı, cesur ve kararlı bir adım atarsa; sadece sistem değil, vatandaşın güveni de yeniden iyileşir. Çünkü sağlık, bir ülkenin aynasıdır. O aynada yansıyan yüzün huzurlu olması, hem sağlık çalışanının hem vatandaşın elindedir.
Eğer bu yazıda aktardığım bilgilerde eksik veya hatalı bir nokta varsa, lütfen benimle paylaşın. Çünkü sağlıkta çözüm, ancak doğru bilgiyle ve birlikte düşünerek mümkündür.






