“Eksik Benim, Vefa Senin; Hata Benim Sevgi Senin”
Bir insanı sevmek, onu bir heykel gibi kusursuzlaştırmak değil; hatalarını, eksik yönlerini, tökezlemelerini göğsünde taşıyabilecek cesareti kendi içinde bulabilmektir. Çünkü herkes hata yapar; kimse kusursuz dost bulamaz. Dostluğun, sevginin ve vefanın gerçek sınavı da burada başlar. Karşımızdakinin insanlığını, zaaflarını ve zaman zaman yanlışlarını tolere edebilecek bir yürek büyüklüğü gösterebilmekte.
Affetmek inançla ya da ritüelle ölçülen bir erdem değildir. Affetme; vicdanın ve kalbin işbirliğiyle doğan, zahmetsiz bir teslimiyet değil aksine emek, olgunluk ve açıkgözlülük gerektiren bir seçenektir. Manevi derinlik, başkalarının kusurlarını görüp göz ardı etmek değil; onları anlamaya çalışırken kendi sınırlarını koruyabilme anlayışıyla ortaya çıkar. Birini sevmek, onun yanlışlarını onaylamak değildir; eğer bu yanlışlar manevi sınırları, kimliği ya da karakteri zedelemiyorsa, bağışlayabilmek ve birlikte büyümeyi seçebilmek gerçek sevgidir.
Zaman, dostluğun en adaletsiz hâkimidir. “Yarınlar geç olmakla meşhurdur.” Ne kadar plan yaparsak yapalım, konuşulmamış kelimeler, sarılmamış eller, gönülden söylenmemiş “affettim” ler yarına kalabilir ve yarın bazen çok geç olabilir. Bu yüzden sevgi ertelemeye gelmez. Vefa, bir borç değil; hayatın bugününe yapılan bir yatırımdır. Vefalı olmak, insanı unutulmaz kılan sessiz bir sözdür “Senin yanında olacağım, bugün de, hatanla da.”
Sevmenin ölçüsü, kalple ölçülür. İnanç kalbi disipline edebilir, yön verir; ama sevgi bir muhasebedir: kimi zaman akıl, kimi zaman da kalp öne çıkar. Birini sevmek, onun hatalarını sayıp ona bir kimlik yüklemek yerine; o hatalardan sonra nasıl durduğunu görmektir. Kimi tökezlemeler öğreti olur; kimi ise karakteri çürütür. Sevgi, bu farkı görüp gerektiğinde sınır koyabilen bir akılla, gerektiğinde de merhametle davranabilmektir.
Yapıcı sevgi, yıkıcı onaylamadan ayrılır. Bir dostun yanlışını görüp susmak kolaydır; ama daha cesur olan, o yanlışla yüzleşip onu yıkmadan düzeltme gayretidir. Eleştiri, incitmek için değil, inşa etmek için kullanılmalı. Vefa ise eleştirinin arkasındaki niyetin temiz olduğuna dair bir güvencedir: “Senin iyiliğini istiyorum; seninle büyümek istiyorum.” Bu, ilişkileri derinleştiren bir ayarlayıcıdır. Hatayı görünce utanmak, onu savunmak yerine düzeltmek niyeti…
Manevi derinlik, bazen susmamakta, bazen de susabilmekte yatar. Konuşmak gerektiğinde konuşmak, ama bazen de karşıdaki insanın iç fırtınasını kendi söylevleriyle bastırmamak…
İşte gerçek denge burada saklıdır. Dostlukta vefa, herhangi bir koşula bağlanmamalıdır. Başarılarla değil, en çok da başarısızlıklarla sınanır. Başarılı anlarda herkes arkanda durur; vefa, zor zamanda elini bırakmayan o sessiz varlıktır.
Bugün sev; çünkü belki yarın senin için bir “daha” yoktur. Bu, korkuya dayalı bir zorunluluk değil; yaşamın kıymetini bilmeye çağıran nazik bir hatırlatmadır. Birine “seviyorum” demek, sözle sınırlı kalıyorsa, o sevgi eksik kalır. Sevgi davranıştır. Zaman ayırmak, açık olmak, hatayı gösterirken onarmak, gerektiğinde affetmek…
Bunların hepsi sevginin dilidir.
Son olarak, vefanın ve affetmenin sınırları vardır ve sağlıklı ilişkiler bu sınırları korumakla güçlenir. Eğer bir kişi sürekli olarak senin ruhsal alanını zedeliyorsa, sevgi orada sınır koymayı gerektirir. Affetmek, her şeyi tolere etmek değildir; affetmek aynı zamanda kendi onurunu ve sınırlarını savunabilmek demektir. Sağlam bir bağ, hem merhameti hem de adaleti içerir.
Yaşayınca anlaşılan bir bilgelik vardır. Sevgi aceleye gelmez, ama ertelemeye de gelmez. Bugün birini hatalarıyla birlikte sevmeyi seç; onun kırgınlıklarını onarmak için elini uzat; vefa göster ve eğer ihtiyaç varsa net sınırlar koy. Çünkü gerçek sevgi, ne kusursuz bir iltifat ne de kör bir hoşgörü ister. Sevgi dili; cesur bir kalp, açık bir vicdan ve inşa etmeyi amaçlayan bir dildir.
Ve unutma: zaman kin tutmak için çok kısa; ama bağışlamak için yeterince uzun olan bir yüreğe sahipsen, hem kendin hem de karşındakiler için daha aydınlık yarınlar inşa edebilirsin.
Bana kalbi sevginin ve vefanın en güzel anlamlarını hatırlatan canım Filiz Yıldırım’a, ithafen…






