Gençlik ve Umutsuzluk “Türkiye'de Yeni Neslin Gelecek Algısı”
Bir ülkede gençlerin yüzüne bakarak o toplumun geleceğini tahmin edebilirsiniz. Ne yazık ki bugün Türkiye'de pek çok gencin gözlerinde umut değil, kaygı; hayal değil, hayal kırıklığı var. Kalabalık şehirlerin üniversite yurtlarında, taşra kasabalarının kahvehanelerinde, diplomalı işsizlerin sosyal medya gruplarında yankılanan ortak cümlesi “Burada bir gelecek yok.”
Z kuşağı deniyor, dijital yerliler deniyor, sınav nesli deniyor… Ne denirse densin, artık bir nesil kendini “tükenmiş” hissediyor. Onlara “çok şanslısınız, bizim zamanımızda böyle imkânlar yoktu” deniyor ama onların cevabı net “Sizin zamanınızda umut vardı, bizimkinde istatistik var.”
Bugün gençler artık bir işe girmenin değil, torpil bulmanın yollarını öğreniyor. Yetenek değil, çevre konuşuluyor. Üniversite bir ideal değil, formalite. Mezuniyet bir son değil, belirsizliğin başlangıcı. Bu tabloyu görmeden “gençler nankör oldu” demek kolay. Ama asıl sorulması gereken şu; Biz onlara nasıl bir ülke bıraktık?
Her üç gençten biri ya işsiz ya da iş aramaktan vazgeçmiş durumda. Aldığı eğitimin karşılığını alamayan bir nesil, ne üretmeye hevesli kalıyor ne de ait hissetmeye. Oysa gençlik, bir ülkenin en kıymetli sermayesidir. Bugünün gençlerini yarının liderleri, öğretmenleri, mühendisleri, sanatçıları yapmazsak; başka ülkelerin sessiz iş gücü olmaya devam ederler.
Sorun yalnızca ekonomik değil. Gençler aynı zamanda düşüncelerini özgürce ifade edemediklerini, dinlenmediklerini, hatta dışlandıklarını hissediyor. “Sen daha gençsin, bilmezsin” diye susturulan nesil, artık konuşmaya değil, çekip gitmeye meyilli.
Göç istatistiklerine baktığımızda açıkça görülüyor ki bu gençler sadece maaş peşinde değil, adalet, liyakat, özgürlük ve saygı peşinde. Türkiye'de kalmak isteyen gençlerin çoğu artık sadece ailesi uğruna direniyor. Ama ne zamana kadar?
Peki, umut var mı? Elbette var. Gençleri dinlemeye, anlamaya ve güvenmeye başlarsak… Siyasetten eğitime, iş dünyasından medyaya kadar her alanda gençlerin sesi ciddiyetle duyulursa… Liyakat yeniden değer görür, torpil değil emek konuşulursa… O zaman bu topraklar, tekrar gençler için yaşanabilir olur.
Bir ülkeyi inşa etmek büyük projelerle değil, büyük hayallere sahip gençlerle mümkündür. Şimdi onları kaybedersek, geleceği de kaybederiz. Ama kazanırsak… İşte o zaman gerçekten bir ülkenin yükselişine tanıklık ederiz.
Peki, ne yapılmalı?
Gençlere “sabredin” demek yerine, önlerini açmak gerek. Onlara güvenmek, söz hakkı vermek, torpil değil liyakat göstermek gerek. Gençler bu ülkenin yükü değil, taşıyıcı koludur. Onları yok saymak, kendimizi yokuşa sürmektir.
Bu ülkenin esas beka sorunu; gençlerinin bu topraklarda kalmak istememesi, hatta “kırgın” kalmasıdır.
Ve unutmayın...
Hiçbir sistem, gençliğin hayallerine galip gelemez.
Ama gençlik hayal kurmayı bırakırsa, hiçbir sistem ayakta kalamaz.









Kalemine sağlık abicim
Yazın için içten bir teşekkür ve bir not yazmak istedim.. Bu hassas konuya değindiğin ve gençliğin gerçek sorunlarını yürekten bir dille kaleme aldığın için seni tebrik ederim. Her satırında içtenlik, sorumluluk ve gelecek kaygısı vardı. Ne yazık ki gençliğin içinde bulunduğu durumun tanımı bu kadar öz ama bu kadar da sarsıcı yapılabilirdi. Ancak bu vesileyle bir küçük not sunmak isterim.. Bugünün gençliği elbette zor koşullar altında büyüyor buna şüphe yok. Fakat bir diğer gerçek de şu ki; gençlerin büyük kısmı bu çağın sunduğu teknolojik imkanları üretmek yerine tüketerek potansiyellerini fark etmeden harcıyor. Sosyal medya mecraları, değer üretmek için değil gösteriş, popülerlik ve geçici onay peşinde koşmak için kul***ılıyor. Görsel algının içinde, sadece çevresindekiler arasında görünür olmak uğruna enerjilerini tüketen bir gençlik oluştu. Oysa çağın sundukları doğru kullanıldığında bilgiye erişim, kendini geliştirme, dünyaya dokunma fırsatları daha önce hiçbir nesilde olmadığı kadar fazla. Ama bu imkanı taşıyacak yük bilinci eksik kalıyor. Gençlik sadece bugünün değil, geleceğin de taşıyıcısıdır. Ancak bu rol yalnızca bir yaş meselesi değil bir sorumluluk bilinciyle başlar. Gençlerimizin önceki çağlardan ilham almaları, ilkelden bugüne nasıl bir evrim geçirdiğimizi anlamaları ve bu zincirin son halkası olmadıklarını kavramaları gerekiyor. Dünya sadece onların yaşadığı yıllarla sınırlı değil. Ve bu dünya onlardan sonra da devam edecek Aslında bugün umutsuz görünen sadece gençler değil… Üreten, yöneten, öğreten, sorumluluk alan büyükler.. yani ebeveynler, öğretmenler, mühendisler de yorgun ve kaygılı. Bu yorgunluğu kırmak biraz da gençlerin elinde. Çünkü asıl sürpriz gençlikten geldiğinde güçlü olur. Gerçek bir değişim 'ben oldum" denildiğinde değil "ben de onun gibi olabilir miyim?" dedirttiklerinde başlayacaktır. Bu nedenle belki bir sonraki yazında, gençlere hitaben bir çağrı kaleme alman da çok anlamlı olur diye düşünüyorum. Onlara enerjilerini sosyal medya süslerinden değil bilimden, sanattan, üretimden yana kullanmaları gerektiğini sadece görünür değil, iz bırakan bireyler olmaları gerektiğini hatırlatman, senin kaleminle çok değerli olacaktır. Yürekten selamlar ve saygılar.