“Dünyada Tek Bir İslam Ülkesi Varsa O da Filistin’dir”
Bugün Gazze’nin gökyüzü karanlık değil, zifiri bir utançla kaplıdır. Çocukların çığlıkları, annelerin feryatları, yıkılmış evlerin sessizliği dünyanın vicdanına kazınmış kara bir lekedir. Aylar, yıllar, on yıllardır süren bu zulüm, artık soykırımın ötesine geçmiş bir insanlık trajedisidir. Ve ne acıdır ki, bu trajedinin karşısında dünya suskun, İslam ülkeleri ise dilsizdir.
Filistin halkı, sadece topraklarını değil, varlığını, kimliğini, çocuklarının geleceğini koruma mücadelesi veriyor. Her bomba düştüğünde yıkılan sadece bir bina değildir; yıkılan insanlığın onurudur, yıkılan Müslümanların kardeşlik iddiasıdır. Gazze’de açlıktan, susuzluktan, ilaçsızlıktan ölen bir çocuğun gözyaşı, petrol zengini ülkelerin saraylarının duvarlarını delip geçemiyorsa, o sarayların içindeki ihtişamın zerre kadar değeri yoktur.
Ne yazık ki, İslam coğrafyası bir bütün olarak Filistin’in yalnızlığını seyretmektedir. Konferanslar, zirveler, kınama mesajları… Hepsi boş, hepsi göstermelik. Çünkü gerçek destek, zalime “Dur!” demekle başlar. Gerçek dayanışma, mazlumu yalnız bırakmamakla olur. Ama görüyoruz ki, koca bir ümmet, Filistin’in kanayan yarasını yalnızca uzaktan izliyor. İşte bu yüzden diyorum ki; Dünyada eğer gerçekten bir İslam ülkesi kalmışsa, onun adı sadece Filistin’dir. Çünkü onlar, tüm imkânsızlıklara rağmen Allah’a olan imanlarıyla direniyor, sabırlarıyla ümmeti ayakta tutuyor.
Soykırım, rakamlarla ifade edilen bir vahşet değildir. Bir çocuğun cansız bedeni, annesinin başında ağıt yakarken gözlerinden dökülen yaş, her istatistiğin ötesindedir. Gazze’de bugün çocuklar açlıktan ekmek değil, hayatın kendisini istiyor. Kadınlar sığınacak bir ev değil, sadece biraz güven arıyor. Babalar, evlatlarına “korkma” diyebilmek için yüreğini parçalayarak siper oluyor. Ve bütün bu zulüm karşısında, uluslararası örgütler, sözde insan hakları savunucularının birçoğu kör, sağır ve dilsiz kalmaya devam ediyor.
Unutulmamalıdır ki, dili, dini, ırkı ne olursa olsun hiçbir millet için soykırım ve katliam asla kabul edilemez. İnsanlığın ortak değeri olan hayat, evrensel hukukun da temelidir. Ancak sorun şudur; neden bu kadar açık bir vahşet karşısında hiçbir şey yapılamıyor?
Cevap aslında çok açıktır. Birleşmiş Milletler, Güvenlik Konseyi’nin yapısı gereği büyük güçlerin vetosu altında esir alınmıştır. İnsan hakları ve adalet söylemi, çıkar hesaplarının gölgesinde yok edilmektedir. Dünya hukuk sistemi, güçlülerin menfaatine çalışırken mazlumların gözyaşına kulak tıkamaktadır. Gazze’deki soykırıma dair onlarca rapor hazırlanmış, yüzlerce belge yayınlanmış, fakat hepsi arşivlerin tozlu raflarına terk edilmiştir. Çünkü kâğıt üzerindeki kararların, sahada karşılığı yoktur.
Ama bu noktada en acı olan, zalimi destekleyen şirketlere karşı bile dik duramayışımızdır. İsrail’e ait veya İsrail’i besleyen markalar, mağazalar hâlâ tıklım tıklım dolup taşıyor. İnsanlar o ürünleri sepete doldururken hiç mi düşünmüyor: Gazze’de açlıktan bir lokma bulamayan çocukların hakkı, nasıl oluyor da kursaklarından geçiyor? Nasıl oluyor da o kan kokan markaları evlerine sokabiliyorlar? Boykot sadece bir tercih değil, ahlaki bir sorumluluktur. Ama biz, zulme ortak olan markaları hayatımızdan çıkaramadığımız sürece, sözlerimiz sadece kuru birer slogandan öteye geçmeyecektir.
Peki, ne yapılmalı?
Artık göstermelik açıklamaların değil, gerçek adımların zamanı gelmiştir:
Müslüman ülkeler İsrail ile tüm diplomatik ilişkileri kesmeli, büyükelçiliklerini kapatmalıdır. Ekonomik boykotlar sadece halkın değil, devletlerin resmi politikası haline gelmelidir. İsrail’e destek veren küresel şirketler ürünleriyle beraber hayatımızdan çıkarılmalıdır. En azından insani yardım koridorları için caydırıcı adımlar atılmalı, Filistinlilerin nefes almasına imkân tanınmalıdır.
Tarih, bu günleri yazacak. Ama nasıl yazacak biliyor musunuz? “Gazze’de çocuklar öldürülürken dünya seyretti.” cümlesiyle başlayacak o sayfalar. Ve belki de en utanç verici satır, “Müslüman ülkeler sessizliğe gömüldü.” olacak. Çünkü sessizlik, zulmün ortağı olmaktır.
Oysa ki, Filistin halkı sadece kendi toprağı için değil, ümmetin onuru için direniyor. Onların direnişi, ümmete ayna tutuyor. O aynaya bakmaya cesareti olmayanlar, kendi zaaflarını görmekten korkanlardır. Filistin’in yanında olmak, sadece bir insanlık görevi değil, aynı zamanda imanımızın gereğidir.
Bugün Gazze’de ölen her çocuk, bizim çocuklarımızdır. Her yıkılan ev, bizim evimizdir. Her açlık çeken anne, bizim annemizdir. Ama biz bu bilinci kaybettikçe, zalimler cesaret buluyor, bombalar daha da acımasızca yağıyor.
Artık suskunluğu bırakma vakti gelmedi mi? Dünya unutsa da, biz unutabilir miyiz? Eğer gerçekten Müslüman olduğumuzu iddia ediyorsak, eğer kardeşlikten bahsediyorsak, bunu sadece sözde değil, fiiliyatta göstermeliyiz.
Filistin halkı bugün bize şunu öğretiyor; İman, tanktan güçlüdür; sabır, en büyük silahtır; adalet, en zor şartlarda bile haykırılmalıdır. Onlar her gün ölümü göze alarak yaşıyor, biz ise rahat koltuklarımızdan sadece izliyoruz. İşte utanç da tam burada başlıyor.
Unutmayalım; Filistin sadece Filistinlilerin değil, bütün insanlığın sınavıdır. Gazze’de atılan her bomba, önce bizim kalplerimize düşüyor. Ve biz sessiz kaldıkça, bu ateş bizi de yakacak.
Bu yüzden bir kez daha haykırıyorum; “Eğer dünyada bir İslam ülkesi kaldıysa, o ülke Filistin’dir!” Çünkü onlar yalnızca topraklarını değil, insanlığın onurunu da koruyor. Bizimse yapmamız gereken tek şey, onların sesine ses olmak, onların feryadını dünyanın dört bir yanına duyurmaktır. Çünkü susmak, zulmün tarafı olmaktır.
GAZZE ÖLÜYOR, İNSANLIK NEREDE!




