Baba Olmak…
Sadece bir kelime değil, ruhun derinliklerine işleyen bir sorumluluk, bir sevda, bir sessiz kahramanlık hâli. Dünyanın neresinde olursa olsun, hangi dil konuşulursa konuşulsun, hangi inanç ya da kültür taşıyorsa taşısın, babalık aynı toprakta yeşeren bir ağacın kökü gibi derindir. Görünmez ama hayat vericidir.
Babalar, bazen bir çocuğun ilk kahkahasında var olur; bazen de sessizce arka planda, gölgesiyle güven verir. Ellerinin sıcaklığı, sözlerinin ağırlığı, bazen de suskunluklarıyla hayatın ritmini öğretirler. Hayatta olan babalarımızla geçirdiğimiz her an bir hazine; vefat edenlerimizin ardından bıraktığı anılar ise zamanın ötesinde bir rehber niteliği taşıyor. Onların öğretileri, sevgisi ve fedakârlıkları, görünmez bir zincir gibi kuşaktan kuşağa aktarılır.
Yaşarken anlayamadıklarımızı ölüm gelir bir anda anlatır. Babamızın sessiz sabrını, bazen sözle değil davranışla öğrettiklerini, hayatın zorluklarına karşı duruşunu, O’nun varlığının ne kadar değerli olduğunu ancak kaybettiğimizde fark ederiz. Her an yanında olduğumuzda sıradan sandığımız dokunuşlar, her öğüt verdiğinde gülümseyerek geçtiğimiz sözler, yokluğunda derin bir boşluk ve hatıralarda bir ışık olarak belirir. Ölüm, acıtır belki, ama aynı zamanda bize babalığın, sevginin ve fedakârlığın büyüklüğünü anlatır.
Baba olmak, sadece biyolojik bir görev değil, aynı zamanda manevi bir yolculuktur. Çocuğunu korumak, ona yol göstermek, düşlerini büyütmek için gösterilen çaba hiçbir takdir veya ödülle ölçülemez. Her baba, kendi tarzında bir kahramandır. Kimi sözleriyle, kimi sessiz duruşuyla, kimi kucaklayışıyla, kimi sabırla…
Dünyanın farklı köşelerinde, farklı kültürlerde büyüyen çocuklar, babalarının sevgisini ve rehberliğini evrensel bir bağla hissederler.
Ve işte o zaman anlarız. Bir baba, sadece çocuklarına hayat vermekle kalmaz, onlara yaşama cesareti, güven ve insan olmanın inceliğini de bırakır. Hayatta olan babalarımızla geçirdiğimiz anları değerini bilerek kucaklamak, vefat edenleri ise hatıralarımızda yaşatarak minnetle anmak, bize babalığın zamana ve mekâna sığmayan bir hazine olduğunu hatırlatır. Ölüm, bazen bir öğretmendir; geç kalmadan, her sözü, her dokunuşu ve her sevgiyi anlamamızı sağlar.
Dünya değişiyor, zaman akıyor. Ama babalık, değişmeyen bir sabır ve sevgi timsali olarak kalıyor. Farklı dillerde söylenen “Baba” kelimesi farklı tınılar taşır belki, ama içindeki sevgi ve sorumluluk evrenseldir. Bir babanın yüreği, sadece çocuğuna değil, ailesine ve bazen de dünyaya dokunan bir ışık gibidir.
Hayatta olan babalarımıza sarılalım, onları dinleyelim, değerini bilelim. Vefat etmiş babalarımızı ise kalbimizin en derin köşesinde yaşatalım. Onların öğrettikleri, bıraktıkları miras, sessiz bir dua gibi yolumuzu aydınlatsın. Çünkü baba olmak, ölümsüz bir mirastır. Her yürekte yeniden doğan, her an hatırlanan bir sevgidir.
Bazen en ağır sessizlik, söylenmemiş bir “seni anlıyorum” cümlesidir. Babamla geçirdiğim yıllarda, onun suskunluklarını gençliğimin aceleciliğiyle yanlış anladım. Sözlerini dinledim ama anlamadım, yorgunluğunu gördüm ama hissedemedim. Şimdi geriye dönüp baktığımda, her sustuğu anın aslında bir sevgi biçimi olduğunu, kelimelere sığmayan bir koruma içgüdüsü taşıdığını anlıyorum. Zamanın bize tanıdığı o kıymetli fırsatları konuşmadan, paylaşmadan tüketmiş olmanın pişmanlığı içimde bir yankı gibi büyüyor. Keşke bir kez olsun daha dinleseydim, bir kez olsun daha gözlerinin içindeki sevgiyi fark etseydim.
Artık dualarımda, anılarımda ve kalbimin en derin yerinde yaşıyorsun. Allah rahmet eylesin; Yokluğun sessiz bir sızı gibi içimde, ama hatıran bir ışık gibi yolumu aydınlatıyor. Özlüyorum… Hem de her gün, kelimelere sığmayan bir özlemle…
Babamın merhametini, vicdanını, sevgisini, insanlığını ve beyefendiliğini tarif etmeye kelimeler yetmez. O’nun gibi bir kalbe dünyada bir daha rastlayamayacağımı biliyorum. Her davranışında incelik, her sözünde adalet, her bakışında şefkat vardı. Hayatı boyunca kimseyi kırmadı, kimsenin kalbini incitmedi. İnsan olmanın ne demek olduğunu, göstermeye çalıştı ama belki de hakkıyla göremedim. O’nun varlığı, bu dünyada iyiliğin hâlâ mümkün olduğuna inandıran bir delildi.
Ve ne mutlu bana ki, babam bizden, evlatlarından razı oldu. Bütün eksiklerimize, hatalarımıza rağmen kalbinde bize yer açmaktan hiç vazgeçmedi. Kırılmadan, yargılamadan, sadece sevgisiyle bize yol gösterdi. “Razıyım Sizden” deyişi hâlâ kulağımda yankılanır; o cümlenin içinde bir ömürlük affediş, bir dağ gibi sabır ve sınırsız bir sevgi vardı. O rızanın sıcaklığı, bugün bile içimi ısıtıyor.
Allah da senden binlerce kez razı olsun. Varlığın bana bir armağandı, yokluğun ise sabrın ne demek olduğunu öğretiyor. Her gün, dualarımda adını anarken bir kez daha şükrediyorum sana evlat olabildiğim için. Bir gün, hiç ayrılmamak üzere kavuşacağımızı sarılamadığımız her gün için sarılacağımızı bilmek, yüreğimdeki en büyük tesellimdir. O güne kadar, senin bana öğrettiğin gibi, merhametle, vicdanla ve insanlıkla yaşamaya çalışacağım. Çünkü senin bıraktığın en değerli miras, kalbinde iyilik taşıyan bir insan olabilmekti.
Varlığında anlamı, yokluğunda özlemi öğrettiğin bu hayatta, her satır sana bir dua olsun babacığım.
16 Kasım 2011’de Rahmet-i Rahman’a kavuşan babama, sevgi, dua ve hasretle...








