Hangimiz Hayvan?
Türkiye sokaklarında yalnızca insanlar değil, bizimle birlikte kaderi paylaşan milyonlarca sessiz canlı da dolaşıyor. Kimi şehrin köşesine sığınmış, kimi bir barınağın demir kapısının ardında güneşi bekliyor, kimi ormanların kıyısında kaybolmuş bir hayat sürdürüyor. Bu canlıların varlığı, ülkemizin hem vicdan aynası hem de medeni ölçüsüdür. Bugün hayvan hakları üzerine yapılan tartışmalar, aslında Türkiye’nin nasıl bir toplum olmak istediğinin de ipuçlarını veriyor. Merhametin, hukukun ve modernliğin kesiştiği bu mesele, artık geçici çabalara sığmayacak kadar büyümüş durumdadır.
Türkiye hayvan hakları konusunda uzun yıllardır iki zıt görüntüyü aynı anda taşıyor: Bir yanda sokaklarda mama dağıtan insanlar, tedavi için seferber olan veterinerler, gönüllüler, öğrenciler… Diğer yanda işkence görüntüleri, zehirlenmiş hayvanlar, bakımsız barınaklar, kayıtsız popülasyon yönetimi… Bu zıtlık, toplumun merhamet hafızasıyla idari zafiyetlerinin çarpışması gibidir.
Türkiye’de hayvan sevgisi kültürel olarak güçlüdür. Osmanlı’dan beri sokak hayvanlarıyla birlikte yaşama alışkanlığı, günümüzde de büyük ölçüde sürmektedir. Son yıllarda sosyal medya sayesinde farkındalık artmış, kamuoyu baskısı şiddet vakalarının üzerini örtmeyi zorlaştırmıştır. Birçok belediye kısırlaştırma protokolleri geliştirmiş, bazı barınaklar dünya standartlarına yakın örnekler sunmuş, genç kuşakların etik duyarlılığı belirgin biçimde yükselmiştir.
Ama bütün bu ışık, karanlığı henüz yenemiyor.
Türkiye’de hayvana yönelik kötü muamele hâlâ ürkütücü boyutlarda.
Zehirleme, vurma, işkence, ihmal…
Bu olayların bir kısmı kamuoyuna yansısa da büyük bölümü kayıtsız kalıyor. Hukuki düzenlemeler yapılmış olsa da uygulamada ciddi bir aksaklık zinciri var. İhbar mekanizmaları zayıf, delil toplama standart değil, yargılama süreci yavaş, cezalar pratikte caydırıcılığa ulaşamıyor. Hayvan haklarını savunmak isteyen vatandaş bile çoğu zaman “kime başvuracağını” bilmiyor.
Barınaklar da Türkiye’nin en kırılgan alanlarından biri. Kâğıt üzerinde “geçici bakım evi” olan tesisler, gerçekte pek çok yerde kalabalık, rutin bakımdan uzak, psikolojik ve fiziksel ihtiyaçların karşılanamadığı zor alanlara dönüşmüş durumda. Güneş görmeyen kafesler, sürekli havlayan stresli hayvanlar, yetersiz personel… Oysa dünya barınak kavramını çoktan yeniledi. Hayvanı oraya kapatmak değil, iyileştirip doğru bir aileye yönlendirmek esas. Ömür boyu kafes değil, geçici rehabilitasyon hedefleniyor. Türkiye bu noktada hâlâ yola yeni çıkmış sayılır.
Sokak hayvanları konusundaki tartışmalar ise toplumun en sert ayrışmalarına neden oluyor. Bu konu ne yalnızca güvenlik, ne yalnızca merhamet, ne yalnızca şehircilik meselesidir; hepsi birden. Dağınık yetkiler, eksik kayıt sistemi ve koordinasyonsuz uygulamalar sorunun büyümesine neden oluyor. Bilimsel yöntem yerine dönemsel çözüm arayışları tercih edildikçe hem insanlar hem hayvanlar mağduriyet yaşamaya devam ediyor.
İşin bir de dinî ve vicdanî boyutu var. İslam geleneği hayvana merhameti emreden çok sayıda örnekle doludur. Susuz kalmış bir köpeğe su vermenin dahi manevi bir karşılığı olduğuna dair anlatılar, bu zeminin ne kadar değerli olduğunu gösterir. Vicdanî açıdan ise hayvanın acı çektiğini bilmek, gözünün içine bakınca hissedilen sorumluluk, hukukun bile çok ötesinde bir bağ kurar. Bir toplum, kendinden güçsüz olan canlılara nasıl muamele ediyorsa, tarih onu o şekilde hatırlar.
Türkiye, hayvan hakları konusunda kırılma noktasındadır. Eski alışkanlıklara sığınarak bu sorunu çözmek mümkün değildir; günü kurtaran uygulamalar da artık yetmemektedir. Gerçek bir ilerleme için bilimsel, vicdanî, hukuki ve kurumsal adımların aynı anda atılması gerekir. Kapsamlı bir veri sistemi, merkezi koordinasyon, bağımsız denetim, modern barınak anlayışı, hızlı adli süreçler ve toplumun tamamını kapsayan eğitim seferberliği olmadan bu tabu kırılmaz.
Türkiye’nin ihtiyacı, merhameti yalnızca bir duygu olarak değil, devlet politikası olarak benimsemektir. Çünkü hayvan hakları, aslında insanlığın kendine verdiği bir sözdür.
“Güç bende diye zulmetmeyeceğim.”
Bu sözü tutabildiğimiz gün, sokaklar da barınaklar da vicdanımız da gerçekten özgürleşecek.
Toplumumuzda yaşanan kan dondurucu olaylara baktığımızda “Hangimiz Hayvan?” sorusuna dolduracağınız bütün cevapları size ve yorumlarınıza bırakıyorum.
Hayatımda tanıdığım en hayvan sever ve elinden geldiğince bütün hakları için büyük fedakârlıklar gösteren kıymetli kardeşim Ceylan Türtük’e ithafen…







