İlim Yayma Cemiyeti Çoru Şubesi tarafından Çorlu Öğretmenevi Konferans Salonu’nda düzenlenen 15 Temmuz konulu konferansa konuşmacı olarak katılan AK Parti İstanbul Milletvekili Metin Külünk, 15 Temmuz’un bir hükümet darbesi değil bir devlet darbesi olduğunu kaydetti. Külünk; 15 Temmuz başarılı olsaydı Türkiye Ankara’nın etrafına sıkıştırılacaktı” dedi.
15 Temmuz Devlet Krizidir!
Çorlu Kaymakamı Levent Kılıç, Ergene Kaymakamı Fatih Kızıltoprak, AK Parti Tekirdağ Milletvekili Metin Akgün İlim Yayma Cemiyeti Çorlu Şubesi Başkanı Kurtuluş Ay, AK Parti Çorlu İlçe Başkanı Av. Kerim Atalay, AK Parti Ergene İlçe Başkanı Mustafa Çalım ve çok sayıda izleyicinin katıldığı konferansta konuşan AK Parti İstanbul Milletvekili Metin Külünk: “15 Temmuz bir devlet krizidir, hükümet krizi değildir. 15 Temmuz bir hükümet darbesi modeli değildir. 15 Temmuz doğrudan bir devlet darbesidir. Devlet darbesi ile hükümet darbesi farklıdır. Hükümet darbesinde hükümeti alırsınız yerine yeni birisi gelir. Ama bu hükümet darbesi değildir. Bu doğrudan devleti çökertmek üzere bir kalkışmadır. Devlet çöktüğünde ne kalır. Biz 27 Mayıs’ı gördük. O hükümet darbesidir, kabul etmediğimiz, reddettiğimiz darbedir. Menderes’in iki askerin arasındaki görüntüsü bu coğrafyadaki ikinci görüntüdür. Birincisi Abdülaziz’dir. Abdülaziz’i de aynı sağına ve soluna diktikleri iki askerle infaz ettirmişlerdi. Abdülaziz’in fotoğraflarına bakarsanız Menderes’te gördüğünüz fotoğrafın aynısını Abdülaziz’de görürsünüz, çünkü 15 Temmuz’u elbise olarak bu ülkeye biçen akıl bu ülkede ilk darbeyi Abdülaziz’i intihar etti süsüyle katlederek yapmıştır. Bu ülkedeki ilk devlete yönelik darbe girişiminin adı Abdülaziz’in intihar süslü katledilişidir. Onun için o görüntüler ritüeldir, mesajdır” dedi.
Söyleyecek Sözü Olmayan Muhalefetle Karşı Karşıyayız!
Konuşmasının bir bölümünde mecliste yaşananları da değerlendiren Metin Külünk: “Mecliste o görüntüler şık değil bunu peşinen ifade edeyim. Parlamento özgür ve düzgün fikirlerin kürsü üzerinden milletin menfaatleri doğrultusunda konuşulma yeridir. Asla o görüntüler ne talep edilir ne temenni edilir. Ama bir gerçek de var ki parlamento bu milletin özetidir. Sokağın heyecanının sokağın fikrinin vücut bulduğu yerdir. Üzgünüm ki söyleyecek sözü olmayan bir muhalefetle karşı karşıyayız. Tek özellikleri istemezük, hayır yaptırmazük olan bir muhalefet modeli ile karşı karşıyayız. Sadece hayır diyen sadece olmaz diyen sadece istemezük dedikten sonra bir de kolay değil 1977’den bu yana iktidar yüzü göremeyenler. Yetmedi sürekli geri gidiyorlar. Eğer seçimlerde yüzde 25 alırlarsa kendilerini mutlu kabul ediyorlar” diye konuştu.
İktidar Olmanın Yolu Milletin Gözünün İçine Bakmaktır!
Partilerin iktidar olmak için siyaset yaptıklarını kaydeden Külünk: “İktidar olmanın yolu nedir, milletin gözünün içine bakmaktır, Anayasa Mahkemelerinin kapılarında dolaşmak değildir. Siyaset iktidar olmak için yapılır. Çünkü siyasetin kendisi bir iddiadır. Siyaset millete dair, insana dair iddia sahibi olma sanatıdır. Eğer sizin insanın, toplumun ve milletin meselelerine dair çözüm iddialarınız yoksa siyaset yapamazsınız. Eğer iddianız varsa da iddianızı iktidara taşımak zorundasınız. Eğer iktidar olamıyorsanız milleti sorumlu tutamazsınız. İktidar olamıyorsanız sorumluluğu kendinizde ararsınız. Ne sorumluluğu kendinde arayan ne de millete dokunamayan muhalefetle karşı karşıya olduğunuzda maalesef geçen hafta gördüğünüz gibi hem hanımefendi milletvekilleri arasında hem de parlamentonun genelinde böyle fotoğraflar çıkıyor. Ama bir kardeşiniz olarak ifade edeyim ki bu görüntülerden mutlu olmayın. Parlamentonun ısırma hadisesi ile anılması, hepimiz için şık değil. Parlamentonun yumrukla anılması şık değil. Ben de bu anlamda iradesini ortaya koymaktan imtina etmeyen bir kardeşinizim. Buna rağmen soğukkanlılıkla geriye çekilip baktığımda olmaması gerektiğini de yüksek sesle ifade ediyorum. Çünkü o kürsü bizim milletin meselelerinin konuşulduğu kürsüdür” şeklinde konuştu.
Parlamentoda Kimse Sözünü Sakınmıyor!
Külünk açıklamalarını şöyle sürdürdü: “Parlamentoda inanılmaz tartışmalar yapılıyor. Parlamento bu anlamda bütün fikirlerin özgür ve özgürce ifade edildiği bir yer. Bu noktada emin olunuz, hiç kimse sözünü sakınmıyor. Hangi uçta olursa olsun herkes söyleyebileceği cümleleri en ileri seviyede söylüyor ama maalesef kişilik haklarına saygıda da ciddi zafiyetin yaşandığı fotoğrafla da karşı karşıya kalıyoruz.”
15 Temmuz’u Şimdi Çok Daha İyi Anlıyoruz!
15 Temmuz’un üzerinden yaklaşık 6 ay geçtiğini de sözlerine ekleyen AK Parti İstanbul Milletvekili Metin Külünk: “Herhalde hepimiz geriye dönüp baktığımızda 15 Temmuz’u şimdi çok daha iyi anlıyoruz. Şüpheliler elde, tutuklu, polis ve yargı tahkikatlarını yürütüyor, gizli tanıklar itiraflarda bulunuyor, sanıklar itiraflarda bulunuyor. İfadelerde, fezlekelerde, ele geçen delillerde Türkiye’nin 15 Temmuz akşamı nasıl bir uçurumdan döndüğünü herhalde hepimiz çok daha iyi görüyoruz. Devlet dışı, devletin içerisine sızdırılmış, devleti teslim almak üzere örgütlenmiş küresel güçlerin kontrolünde bir yapının legal görünümlü ancak illegal, dini görünümlü ama dini tasfiye etmek üzere kurgulanmış bir yapının elinden bu milletin 15 Temmuz akşamı Türkiye’yi, devleti, bağımsızlığı, vatanı, bayrağı ve ezanı ve dahi ümmeti nasıl bu kirli kalkışmanın elinden aldığını geriye dönüp baktığımızda şimdi çok daha iyi görüyoruz” dedi.
Nasıl Bir Uçurumdan Döndüğümüzü Hepimiz Görüyoruz!
Hiç o akşamın sıcaklığı ile bakmayın, bugünden bakın diyen Külünk: “Bir yargı mensubunun Pensilvanya’dan talimatla yargının nasıl dizayn edildiği, Yargıtay’da verilmesi gereken kararların Pensilvanya’ya dosyalar götürülerek nasıl verildiği, devletin bürokrasisinin, kamu yönetiminin kamu disiplini çerçevesinde değil de kamu dışı illegal bir yapı üzerinden nasıl yönetildiğini ve teslim alınmak istendiğini, bir generalin bir astsubaydan emir aldığını, bir doktorun hastanedeki emek mücadelesi veren bir hizmetliden nasıl emir aldığı, bir profesörün üniversitedeki ya da üniversitenin yanındaki bir esnaftan nasıl emir aldığının 6 aylık fotoğrafına baktığınızda 15 Temmuz’da aslında hangi uçurumdan döndüğümüzü göreceksiniz” diye konuştu.
Bunlar Mustafa Kemal’i Zehirleyerek Elimizden Alanlar!
Külünk konuşmasını şöyle devam ettirdi: “27 Mayıs’ı gördük, hükümet darbesidir. Hükümet alaşağı edildi, hükümeti alaşağı etmek için alan hazırlandı, hükmet darbesi gerçekleşti. Bu millete dediler ki siz sınırı aşarsanız sizi idam sehpasına çıkarırız dediler. 3 kişiyi çıkardılar. O 3 kişi idam edilmedi, millet idam edildi, bu milletin iradesi idam edildi. Kimler tarafından Abdülaziz’i ve Abdülhamit’i halledenler tarafından. Kim onlar, faiz, döviz, borsa üçgeninde dünya sisteminin güç merkezi olan para oligarkları. Kim bunlar şimdi Trump’ a direniyorlar. Kim bunlar, dünyanın bütün yeraltı ve yer üstü kaynaklarını kontrol etmek isteyenler. Osmanlı – Rus savaşını çıkartıp Hazar petrollerini Karadeniz’e indirtmek için kendine alan açan güçlerdir. Osmanlı – Rus savaşı sonucu 20’ye yakın rafinerisini ürettiği petrolü dünyaya taşımak için Karadeniz’e çıkartan güç merkezi. Kim bunlar, Abdülhamit Han Hazretlerini halledenler. Musul’u elimizden alanlar. Mustafa Kemal’i elimizden alanlar. Mustafa Kemal’i zehirleyerek elimizden alanlar, milletten koparanlar.”
Devlet Darbesinin Hedefi 1923’ün Rövanşını Almaktır!
Külünk: “1960 Hükümet darbesi. 12 Mart’ı yaşadık ben çocuktum iyi hatırlıyorum o günleri yarı hükümet darbesi, meclis yarı açık yarı kapalı teknik bir hükümet. Yakın zamanda da bunu denediler, mesaj verdiler. Nihat Erim cinayetini hatırlatıp birileri Türkiye’ye mesaj verdi. Türkiye’nin teknik bir hükümete kavuşması lazım, Türkiye teknik bir hükümetle buluşmalı dediler. 12 Eylül bir hükümet darbesi meclis kapandı, hükümet gitti, siyaset darmadağın edildi. Ama 15 Temmuz bir hükümet darbesi değil. Çünkü ihtilallerle hükümet darbeleri ile başaramayacaklarını görenler bir devlet darbesine adım atmışlardır. Devlet darbesinin hedefi şudur, 1923 Cumhuriyetin rövanşını almak. 23 Nisan 1920’nin rövanşını almak. Çünkü 23 Nisan 1920 ve Cumhuriyetin kuruluşu 1838 Baltalimanı Anlaşması ile Osmanlı üzerinde egemenlik kurmak isteyenlerin elinden bu milletin devleti alıp, kendi Cumhuriyetini kurmasının rövanşını 15 Temmuz’da bu devleti çökerterek almak istediler. 15 Temmuz 1923’te bu milletin kurduğu Cumhuriyetten rövanş almanın girişimidir. Çünkü hedef doğrudan cumhuriyetti. Çünkü hedef doğrudan devletti. Çünkü hedef doğrudan bağımsızlığımızdı. Onun için 15 Temmuz bugün bir kere daha 6 ay geriye dönüp baktığımızda bir devlet darbesiydi, devlete darbeydi. Devleti çökerterek teslim almaktı” dedi.
Türkiye Ankara’nın Etrafına Sıkışacaktı!
Bu yapılanın hedefinin ne olduğunu da açıklayan Metin Külünk: “Onun hedefi neydi. Orta Doğu’da etkisizleştirilmiş, kendi kontrollerinde bir ordu, kendi kontrollerinde bir Türkiye, iddiası olmayan bir Türkiye, Orta Doğu’da sınırların yeniden çizileceği bu süreçte iddia sahibi olmayacak bir Türkiye istediler. Yani Suriye’de harita yeniden çizilirken, Irak’ta harita yeniden çizilirken Musul’u konuşmayacak bir Türkiye, Cedrablus’u El Bab’ı konuşmayacak bir Türkiye, Halep’i konuşmayacak bir Türkiye. Bunun olabilmesi için ne gerek var. Eğer bu topraklarda zaten kim milli bağımsızlık yanlısı olmuşsa, bu topraklarda kim iddialı Türkiye hedefinde koşmuşsa bu topraklarda kim güçlü Türkiye demişse bu topraklarda kim yerli ve milli olmuşsa yerliliğin ve milliliğin merkezinde Türkiye’nin menfaatleri vardır ama mutlaka bedel ödettirmişlerdir. 15 Temmuz’da eğer başarılı olsalardı önümüzdeki 100 yıllık şekillenmede Türkiye Ankara’nın etrafına sıkıştırılacaktı. Eğer o gece başarılı olsalardı kurdukları oyun başlarına geçmeseydi, milletin iradesi Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde o ayağa kalkış gerçekleşmeseydi, Türkiye Ankara’nın etrafına sıkışacak Türkiye merkez güç olma özelliğini kaybedecekti” diye konuştu.
Türkiye Mustafa Kemal Liderliğinde Ayağa Kalkmasaydı Bugünkü Sınırlarımız Olur muydu?
Külünk: “Sevr’i niye dayattılar bize, Paris Barış Anlaşması’nı 1919’da niye dayattılar. Sykes- Picot Anlaşmasını niye imzaladılar bu anlaşmanın hedefi neydi, Sykes- Picot’nun hedefi bizi lime lime etmekti, paramparça etmekti. Sevr’in hedefi neydi, Paris Anlaşması’nın hedefi neydi, Büyük Ermanistan kendi kontrollerinde, Amerika’nın mandaterliğinde bir Ermenistan, İngilizlerin, Fransızların mandaterliğinde kendi kafalarında bir Kürdistan, Türklerden koparılacak, kendi kafalarında Türkiye nereye sıkıştırılacaktı Ankara’nın etrafına sıkıştırılacaktı. Türkiye eğer Mustafa Kemal’in liderliğinde ayağa kalkıp o Sevr’i o Paris Anlaşmasına karşı Misak-ı Milli demeseydi bugünkü sınırlarımız olur muydu? Olmazdı” şeklinde konuştu.
Erdoğan’ın Musul Çıkışlarını Yanlış Anlıyorlar!
Metin Külünk: “Birileri Sayın Erdoğan’ın Musul çıkışlarını yanlış anlıyor, doğru anlamıyor. Lozan çıkışını doğru anlamıyor, çünkü tarih okumuyorlar. Açsınlar tarihi okusunlar. Mustafa Kemal Paris Barış görüşmeleri sürerken Türkiye’ye, Arapları koparıp, Kürtleri koparıp, Ermenileri, Doğu Anadolu topraklarında bir Hıristiyan devleti haline getirmek için Paris’e adım attıklarında Mustafa Kemal ne yaptı, meclisi mebusan da kabul edilmiş olan Misak-ı Milli’yi masaya koydu. Neresiydi Misak-ı Milli İskenderun’dan Süleymaniye’de biten Batı Trakya’nın Batum’un içinde olduğu Türkiye topraklarıydı. Gazi gördü ki bizi Ankara’ya sıkıştırıyorlar, ne yapmamız lazım, savunma mı taarruz mu? Taarruz dedi ve çıktı Misak-ı Milli’yi ilan etti. İlan ettiği an keşke İsmet Paşa ona ayak uydurabilseydi bütünüyle ayak uydurabilseydi biz bugün hiç olmazsa Suriye problemi yaşamıyor olurduk” dedi.
Yaşadığımız Süreç 1914 ile 1923 Arasıdır!
AK Parti İstanbul Milletvekili Metin Külünk ayrıca: “Şunu unutmayın 15 Temmuz’u 1914 ile 1923 arası Osmanlı’dan Cumhuriyete geçişte yaşadığımız tarihi vakalardan bağımsız okumayın. Şu anda yaşadığımız süreç 1914 – 1923 arasıdır. Sistem değişikliğini de bu perspektiften bakın. Sıra dışı günler yaşıyoruz. 15 Temmuz bitmedi, bunu bilin. Bitmeyecekte, bu büyük bir mücadele 15 Temmuz’da bu millet ayağa kalkarak bu ülkenin merkez güç olma vasfını tescil etti. Türkiye’ye rağmen bu topraklarda bir şey yapamazsınız konusunu tescil etti ve kazanımlarını maksimize etti” diye konuştu.
HABER:ABDURRAHİM YILDIRIM
15 Temmuz Devlet Krizidir!
Çorlu Kaymakamı Levent Kılıç, Ergene Kaymakamı Fatih Kızıltoprak, AK Parti Tekirdağ Milletvekili Metin Akgün İlim Yayma Cemiyeti Çorlu Şubesi Başkanı Kurtuluş Ay, AK Parti Çorlu İlçe Başkanı Av. Kerim Atalay, AK Parti Ergene İlçe Başkanı Mustafa Çalım ve çok sayıda izleyicinin katıldığı konferansta konuşan AK Parti İstanbul Milletvekili Metin Külünk: “15 Temmuz bir devlet krizidir, hükümet krizi değildir. 15 Temmuz bir hükümet darbesi modeli değildir. 15 Temmuz doğrudan bir devlet darbesidir. Devlet darbesi ile hükümet darbesi farklıdır. Hükümet darbesinde hükümeti alırsınız yerine yeni birisi gelir. Ama bu hükümet darbesi değildir. Bu doğrudan devleti çökertmek üzere bir kalkışmadır. Devlet çöktüğünde ne kalır. Biz 27 Mayıs’ı gördük. O hükümet darbesidir, kabul etmediğimiz, reddettiğimiz darbedir. Menderes’in iki askerin arasındaki görüntüsü bu coğrafyadaki ikinci görüntüdür. Birincisi Abdülaziz’dir. Abdülaziz’i de aynı sağına ve soluna diktikleri iki askerle infaz ettirmişlerdi. Abdülaziz’in fotoğraflarına bakarsanız Menderes’te gördüğünüz fotoğrafın aynısını Abdülaziz’de görürsünüz, çünkü 15 Temmuz’u elbise olarak bu ülkeye biçen akıl bu ülkede ilk darbeyi Abdülaziz’i intihar etti süsüyle katlederek yapmıştır. Bu ülkedeki ilk devlete yönelik darbe girişiminin adı Abdülaziz’in intihar süslü katledilişidir. Onun için o görüntüler ritüeldir, mesajdır” dedi.
Söyleyecek Sözü Olmayan Muhalefetle Karşı Karşıyayız!
Konuşmasının bir bölümünde mecliste yaşananları da değerlendiren Metin Külünk: “Mecliste o görüntüler şık değil bunu peşinen ifade edeyim. Parlamento özgür ve düzgün fikirlerin kürsü üzerinden milletin menfaatleri doğrultusunda konuşulma yeridir. Asla o görüntüler ne talep edilir ne temenni edilir. Ama bir gerçek de var ki parlamento bu milletin özetidir. Sokağın heyecanının sokağın fikrinin vücut bulduğu yerdir. Üzgünüm ki söyleyecek sözü olmayan bir muhalefetle karşı karşıyayız. Tek özellikleri istemezük, hayır yaptırmazük olan bir muhalefet modeli ile karşı karşıyayız. Sadece hayır diyen sadece olmaz diyen sadece istemezük dedikten sonra bir de kolay değil 1977’den bu yana iktidar yüzü göremeyenler. Yetmedi sürekli geri gidiyorlar. Eğer seçimlerde yüzde 25 alırlarsa kendilerini mutlu kabul ediyorlar” diye konuştu.
İktidar Olmanın Yolu Milletin Gözünün İçine Bakmaktır!
Partilerin iktidar olmak için siyaset yaptıklarını kaydeden Külünk: “İktidar olmanın yolu nedir, milletin gözünün içine bakmaktır, Anayasa Mahkemelerinin kapılarında dolaşmak değildir. Siyaset iktidar olmak için yapılır. Çünkü siyasetin kendisi bir iddiadır. Siyaset millete dair, insana dair iddia sahibi olma sanatıdır. Eğer sizin insanın, toplumun ve milletin meselelerine dair çözüm iddialarınız yoksa siyaset yapamazsınız. Eğer iddianız varsa da iddianızı iktidara taşımak zorundasınız. Eğer iktidar olamıyorsanız milleti sorumlu tutamazsınız. İktidar olamıyorsanız sorumluluğu kendinizde ararsınız. Ne sorumluluğu kendinde arayan ne de millete dokunamayan muhalefetle karşı karşıya olduğunuzda maalesef geçen hafta gördüğünüz gibi hem hanımefendi milletvekilleri arasında hem de parlamentonun genelinde böyle fotoğraflar çıkıyor. Ama bir kardeşiniz olarak ifade edeyim ki bu görüntülerden mutlu olmayın. Parlamentonun ısırma hadisesi ile anılması, hepimiz için şık değil. Parlamentonun yumrukla anılması şık değil. Ben de bu anlamda iradesini ortaya koymaktan imtina etmeyen bir kardeşinizim. Buna rağmen soğukkanlılıkla geriye çekilip baktığımda olmaması gerektiğini de yüksek sesle ifade ediyorum. Çünkü o kürsü bizim milletin meselelerinin konuşulduğu kürsüdür” şeklinde konuştu.
Parlamentoda Kimse Sözünü Sakınmıyor!
Külünk açıklamalarını şöyle sürdürdü: “Parlamentoda inanılmaz tartışmalar yapılıyor. Parlamento bu anlamda bütün fikirlerin özgür ve özgürce ifade edildiği bir yer. Bu noktada emin olunuz, hiç kimse sözünü sakınmıyor. Hangi uçta olursa olsun herkes söyleyebileceği cümleleri en ileri seviyede söylüyor ama maalesef kişilik haklarına saygıda da ciddi zafiyetin yaşandığı fotoğrafla da karşı karşıya kalıyoruz.”
15 Temmuz’u Şimdi Çok Daha İyi Anlıyoruz!
15 Temmuz’un üzerinden yaklaşık 6 ay geçtiğini de sözlerine ekleyen AK Parti İstanbul Milletvekili Metin Külünk: “Herhalde hepimiz geriye dönüp baktığımızda 15 Temmuz’u şimdi çok daha iyi anlıyoruz. Şüpheliler elde, tutuklu, polis ve yargı tahkikatlarını yürütüyor, gizli tanıklar itiraflarda bulunuyor, sanıklar itiraflarda bulunuyor. İfadelerde, fezlekelerde, ele geçen delillerde Türkiye’nin 15 Temmuz akşamı nasıl bir uçurumdan döndüğünü herhalde hepimiz çok daha iyi görüyoruz. Devlet dışı, devletin içerisine sızdırılmış, devleti teslim almak üzere örgütlenmiş küresel güçlerin kontrolünde bir yapının legal görünümlü ancak illegal, dini görünümlü ama dini tasfiye etmek üzere kurgulanmış bir yapının elinden bu milletin 15 Temmuz akşamı Türkiye’yi, devleti, bağımsızlığı, vatanı, bayrağı ve ezanı ve dahi ümmeti nasıl bu kirli kalkışmanın elinden aldığını geriye dönüp baktığımızda şimdi çok daha iyi görüyoruz” dedi.
Nasıl Bir Uçurumdan Döndüğümüzü Hepimiz Görüyoruz!
Hiç o akşamın sıcaklığı ile bakmayın, bugünden bakın diyen Külünk: “Bir yargı mensubunun Pensilvanya’dan talimatla yargının nasıl dizayn edildiği, Yargıtay’da verilmesi gereken kararların Pensilvanya’ya dosyalar götürülerek nasıl verildiği, devletin bürokrasisinin, kamu yönetiminin kamu disiplini çerçevesinde değil de kamu dışı illegal bir yapı üzerinden nasıl yönetildiğini ve teslim alınmak istendiğini, bir generalin bir astsubaydan emir aldığını, bir doktorun hastanedeki emek mücadelesi veren bir hizmetliden nasıl emir aldığı, bir profesörün üniversitedeki ya da üniversitenin yanındaki bir esnaftan nasıl emir aldığının 6 aylık fotoğrafına baktığınızda 15 Temmuz’da aslında hangi uçurumdan döndüğümüzü göreceksiniz” diye konuştu.
Bunlar Mustafa Kemal’i Zehirleyerek Elimizden Alanlar!
Külünk konuşmasını şöyle devam ettirdi: “27 Mayıs’ı gördük, hükümet darbesidir. Hükümet alaşağı edildi, hükümeti alaşağı etmek için alan hazırlandı, hükmet darbesi gerçekleşti. Bu millete dediler ki siz sınırı aşarsanız sizi idam sehpasına çıkarırız dediler. 3 kişiyi çıkardılar. O 3 kişi idam edilmedi, millet idam edildi, bu milletin iradesi idam edildi. Kimler tarafından Abdülaziz’i ve Abdülhamit’i halledenler tarafından. Kim onlar, faiz, döviz, borsa üçgeninde dünya sisteminin güç merkezi olan para oligarkları. Kim bunlar şimdi Trump’ a direniyorlar. Kim bunlar, dünyanın bütün yeraltı ve yer üstü kaynaklarını kontrol etmek isteyenler. Osmanlı – Rus savaşını çıkartıp Hazar petrollerini Karadeniz’e indirtmek için kendine alan açan güçlerdir. Osmanlı – Rus savaşı sonucu 20’ye yakın rafinerisini ürettiği petrolü dünyaya taşımak için Karadeniz’e çıkartan güç merkezi. Kim bunlar, Abdülhamit Han Hazretlerini halledenler. Musul’u elimizden alanlar. Mustafa Kemal’i elimizden alanlar. Mustafa Kemal’i zehirleyerek elimizden alanlar, milletten koparanlar.”
Devlet Darbesinin Hedefi 1923’ün Rövanşını Almaktır!
Külünk: “1960 Hükümet darbesi. 12 Mart’ı yaşadık ben çocuktum iyi hatırlıyorum o günleri yarı hükümet darbesi, meclis yarı açık yarı kapalı teknik bir hükümet. Yakın zamanda da bunu denediler, mesaj verdiler. Nihat Erim cinayetini hatırlatıp birileri Türkiye’ye mesaj verdi. Türkiye’nin teknik bir hükümete kavuşması lazım, Türkiye teknik bir hükümetle buluşmalı dediler. 12 Eylül bir hükümet darbesi meclis kapandı, hükümet gitti, siyaset darmadağın edildi. Ama 15 Temmuz bir hükümet darbesi değil. Çünkü ihtilallerle hükümet darbeleri ile başaramayacaklarını görenler bir devlet darbesine adım atmışlardır. Devlet darbesinin hedefi şudur, 1923 Cumhuriyetin rövanşını almak. 23 Nisan 1920’nin rövanşını almak. Çünkü 23 Nisan 1920 ve Cumhuriyetin kuruluşu 1838 Baltalimanı Anlaşması ile Osmanlı üzerinde egemenlik kurmak isteyenlerin elinden bu milletin devleti alıp, kendi Cumhuriyetini kurmasının rövanşını 15 Temmuz’da bu devleti çökerterek almak istediler. 15 Temmuz 1923’te bu milletin kurduğu Cumhuriyetten rövanş almanın girişimidir. Çünkü hedef doğrudan cumhuriyetti. Çünkü hedef doğrudan devletti. Çünkü hedef doğrudan bağımsızlığımızdı. Onun için 15 Temmuz bugün bir kere daha 6 ay geriye dönüp baktığımızda bir devlet darbesiydi, devlete darbeydi. Devleti çökerterek teslim almaktı” dedi.
Türkiye Ankara’nın Etrafına Sıkışacaktı!
Bu yapılanın hedefinin ne olduğunu da açıklayan Metin Külünk: “Onun hedefi neydi. Orta Doğu’da etkisizleştirilmiş, kendi kontrollerinde bir ordu, kendi kontrollerinde bir Türkiye, iddiası olmayan bir Türkiye, Orta Doğu’da sınırların yeniden çizileceği bu süreçte iddia sahibi olmayacak bir Türkiye istediler. Yani Suriye’de harita yeniden çizilirken, Irak’ta harita yeniden çizilirken Musul’u konuşmayacak bir Türkiye, Cedrablus’u El Bab’ı konuşmayacak bir Türkiye, Halep’i konuşmayacak bir Türkiye. Bunun olabilmesi için ne gerek var. Eğer bu topraklarda zaten kim milli bağımsızlık yanlısı olmuşsa, bu topraklarda kim iddialı Türkiye hedefinde koşmuşsa bu topraklarda kim güçlü Türkiye demişse bu topraklarda kim yerli ve milli olmuşsa yerliliğin ve milliliğin merkezinde Türkiye’nin menfaatleri vardır ama mutlaka bedel ödettirmişlerdir. 15 Temmuz’da eğer başarılı olsalardı önümüzdeki 100 yıllık şekillenmede Türkiye Ankara’nın etrafına sıkıştırılacaktı. Eğer o gece başarılı olsalardı kurdukları oyun başlarına geçmeseydi, milletin iradesi Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde o ayağa kalkış gerçekleşmeseydi, Türkiye Ankara’nın etrafına sıkışacak Türkiye merkez güç olma özelliğini kaybedecekti” diye konuştu.
Türkiye Mustafa Kemal Liderliğinde Ayağa Kalkmasaydı Bugünkü Sınırlarımız Olur muydu?
Külünk: “Sevr’i niye dayattılar bize, Paris Barış Anlaşması’nı 1919’da niye dayattılar. Sykes- Picot Anlaşmasını niye imzaladılar bu anlaşmanın hedefi neydi, Sykes- Picot’nun hedefi bizi lime lime etmekti, paramparça etmekti. Sevr’in hedefi neydi, Paris Anlaşması’nın hedefi neydi, Büyük Ermanistan kendi kontrollerinde, Amerika’nın mandaterliğinde bir Ermenistan, İngilizlerin, Fransızların mandaterliğinde kendi kafalarında bir Kürdistan, Türklerden koparılacak, kendi kafalarında Türkiye nereye sıkıştırılacaktı Ankara’nın etrafına sıkıştırılacaktı. Türkiye eğer Mustafa Kemal’in liderliğinde ayağa kalkıp o Sevr’i o Paris Anlaşmasına karşı Misak-ı Milli demeseydi bugünkü sınırlarımız olur muydu? Olmazdı” şeklinde konuştu.
Erdoğan’ın Musul Çıkışlarını Yanlış Anlıyorlar!
Metin Külünk: “Birileri Sayın Erdoğan’ın Musul çıkışlarını yanlış anlıyor, doğru anlamıyor. Lozan çıkışını doğru anlamıyor, çünkü tarih okumuyorlar. Açsınlar tarihi okusunlar. Mustafa Kemal Paris Barış görüşmeleri sürerken Türkiye’ye, Arapları koparıp, Kürtleri koparıp, Ermenileri, Doğu Anadolu topraklarında bir Hıristiyan devleti haline getirmek için Paris’e adım attıklarında Mustafa Kemal ne yaptı, meclisi mebusan da kabul edilmiş olan Misak-ı Milli’yi masaya koydu. Neresiydi Misak-ı Milli İskenderun’dan Süleymaniye’de biten Batı Trakya’nın Batum’un içinde olduğu Türkiye topraklarıydı. Gazi gördü ki bizi Ankara’ya sıkıştırıyorlar, ne yapmamız lazım, savunma mı taarruz mu? Taarruz dedi ve çıktı Misak-ı Milli’yi ilan etti. İlan ettiği an keşke İsmet Paşa ona ayak uydurabilseydi bütünüyle ayak uydurabilseydi biz bugün hiç olmazsa Suriye problemi yaşamıyor olurduk” dedi.
Yaşadığımız Süreç 1914 ile 1923 Arasıdır!
AK Parti İstanbul Milletvekili Metin Külünk ayrıca: “Şunu unutmayın 15 Temmuz’u 1914 ile 1923 arası Osmanlı’dan Cumhuriyete geçişte yaşadığımız tarihi vakalardan bağımsız okumayın. Şu anda yaşadığımız süreç 1914 – 1923 arasıdır. Sistem değişikliğini de bu perspektiften bakın. Sıra dışı günler yaşıyoruz. 15 Temmuz bitmedi, bunu bilin. Bitmeyecekte, bu büyük bir mücadele 15 Temmuz’da bu millet ayağa kalkarak bu ülkenin merkez güç olma vasfını tescil etti. Türkiye’ye rağmen bu topraklarda bir şey yapamazsınız konusunu tescil etti ve kazanımlarını maksimize etti” diye konuştu.
HABER:ABDURRAHİM YILDIRIM









