AHA- DSP Genel Başkanı Masum Türker, Tüm Sağlık Sen Genel Başkanı Okay Erözgün ve beraberindeki heyetle DSP Genel Merkezi’nde görüştü. Erözgün, sağlık personelinin sorunlarını aktardı ve DSP’den sorunların çözümü için destek istedi.
DSP Genel Başkanı Masum Türker görüşmede hem bu sorunlarla ilgili konuştu hem de gazetecilerin soruları üzerine ülke gündemine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Masum Türker’in konuşması şöyle:
“Türkiye hem bulunduğu bölgede hem de dünya ekonomisi içinde kapladığı alan itibariyle çok önemli, üzerinde hassasiyetle durulması gereken bir süreç yaşıyor. Türkiye’de diğer sorunların yanı sıra sağlık kesiminde çalışanların sorunları halledilmiş değil.
Sağlık, halkı çok yakından ilgilendiren bir konudur. Halkın bu konudaki taleplerini karşılamak ve sağlıkla ilgili tüm hizmetleri, ücretsiz olarak yerine getirmek gereklidir. Özel hizmet almak isteyenler, paralarını verip tedavi olabilirler. Bunun önünde engel yok. Hükümet, bu sorunların çözümü için gerekeni yapmamakta, tam tersine, vatandaş sosyal güvenlik şemsiyesi altında olsa bile, belli ödemeler yapma durumuyla karşı karşıya kalmaktadır. Vatandaşın aldığı her reçete için 25 kuruş ödemek zorunda olması, sağlık sektörünün içinde bulunduğu çarpık durumu en iyi şekilde göstermektedir.
Sağlık sektöründe çalışanların özlük hakları konusunda da eğitime, birikime, deneyime, liyakata göre değerlendirme yapılmalı ama bunun bedeli halka yansıtılmamalıdır. Çünkü sağlık hizmeti, devletin asli sorumluluklarındandır.
Toplu sözleşme konusunda kamuda çalışanlar için endişelerimiz var. Çünkü 12 Eylül’de referanduma sunulan ve kabul edilen anayasa değişikliği ile kamuda çalışanların sendika kurma hakkı, anayasal hak olmaktan çıkarıldı. Şu andaki düzenlemeleri, işçilerle ilgili sendikal düzenlemeler olarak görmek lazım. Hükümet’in ne yapacağı belli olmaz. Hükümet bir gece ansızın Kamu Çalışanları Sendika Kanunu’nu kaldırabilir. O zaman memurlar için toplu sözleşmenin varlığı da bir şey ifade etmez. Bu yüzden anayasa değişikliği yapılırken, öncelikle memura grevli toplu sözleşmeli sendika kurma hakkının verilmesi gerekir.
Memurların kuşkusuz siyasetle ilgili bir görüşleri var ve siyasette bulunmaları doğaldır. Ama bugünkü Hükümet, bırakın memurları, kamu kurumu niteliğindeki anayasal kuruluşların yöneticilerinin, kamu çalışanı olmadıkları halde, siyaset yapmalarına ‘yolsuzluğu önleme’ konusunu gerekçe göstererek engel olmaya çalışıyor. Oysa bu yasak, 1995 yılında Anayasa değişikliği ile düzenleme yapılmış ve uyum kanunlarıyla kaldırılmıştı. Şimdiki Hükümet, yönetmeliklerle, farklı düzenlemelerle bunlara da siyaset yasağını getirmeye çalışıyor. Bu durum, ileri demokrasiye geçişin değil, otoriter rejime geçişin önünü açma amacı taşıyor.
BAŞBUĞ SAVAŞAN ASKER GÖNDERMEMENİN BEDELİNİ ÖDÜYOR
Masum Türker, bir gazetecinin sorusu üzerine Afganistan’da 12 askerin şehit düşmesi ve sonrasında yaşanan gelişmeleri değerlendirdi ve şunları söyledi:
“Son birkaç gündür, çok önemli olaylar yaşıyoruz. Afganistan’da 12 şehit verdik. Bu şehitlerimizin içinde sağlık çalışanları da var. Kendilerine rahmet diliyorum. Yine bugünlerde şehit olan polislerimize rahmet diliyorum. Afganistan’taki olayın ardından iktidar ve muhalefet arasında bu konuya ilişkin tartışma yaşanmasını doğru bulmuyoruz. Çünkü Afganistan’a gönderilen askerler, barış amaçlı gönderilmiştir. Şu anda Türkiye’den istenen, ‘savaşan asker’ gönderilmesidir.
Hatırlarsanız, 2008 yılında, ‘savaşan asker’ gönderilmesine, NATO asamblesindeki AKP milletvekillerinin de bulunduğu Türk delegasyonu ‘hayır’ demişti. O dönem Başbakan’ın bir danışmanının, ‘savaşan asker’ gönderilmesine ilişkin durumu halledeceğini, bizzat Angela Merkel’e beyan ettiği, kamuoyuna yansımıştı.
İlker Başbuğ’un bugün terörle suçlanarak Silivri Cezaevi’ne gönderilmek istenmesinin nedeni, o dönemde Kara Kuvvetleri Komutanı iken Kandil’e giren askeri, Kandil’den geri çağırmasıdır. O dönem Başbuğ, Genelkurmay Başkanı’na da haber vermeden askerleri geri çekmiştir. Bunun üzerine Türkiye’nin ‘savaşan asker gönderme’ mükellefiyeti ile ilgili anlaşma yapılmadan yarım kaldı. Başbuğ şimdi bunun bedelini ödüyor.
O tarihte hem askeri kanatta hem Parlamento’da, ‘savaşan asker’ gönderilmesi istenmemiştir. Ama barış amaçlı, güvenlik amaçlı, sağlık amaçlı asker gönderilmesi doğrudur. Bu konunun böyle tartışmaya açılması, Türkiye’yi dünyadan uzaklaştırma ve yalnızlaştırma sonucunu doğurur.
Aslolan, Suriye’ye asker göndermemektir, Irak’a asker göndermemektir, Libya’ya asker göndermemektir. Ama o dönem iktidar partisi de muhalefet partisi de maalesef asker gönderilmesi için oy kullandılar. Hem AKP, hem CHP hem MHP oy kullandı. O tarihte bunun yapılmamasını söyleyen DSP’li milletvekilleriydi. Bu konunun tartışmaya açılmasını doğru bulmuyoruz.
Afganistan’daki askerlerimiz, kaza sonucunda şehit olmuşlardır. Aslında önemli olan, bu kazanın nedeninin araştırılmasıdır. Acaba bu Türkiye’yi ‘savaşan asker’ gönderme noktasına getirme amaçlı bir kaza mıdır? Başka bir beklenti mi vardır? Bütün bunların iyi analiz edilmesi gerekir.
Asıl özellikle ilgilenmemiz gereken konu, son dönemde tekrar şehitlerimizin artmaya başlaması konusudur. Güneydoğu’da özel harekat polislerimizin bile şehit olma noktasına gelmesi, dikkat çekicidir.”
SORU: Yani sizce eski Genelkurmay Başkanı Afganistan’a ‘savaşan asker’ gönderilmesine ‘hayır’ dediği için mi tutuklandı?
MASUM TÜRKER: Bunu ben ilk kez söylemiyorum. 2008 yılında da söylemiştim. Kara Kuvvetleri Kandil’e giderken, dönemin Genelkurmay Başkanı, Hükümet’in ‘savaşan asker’ gönderme talebine ‘evet’ deme noktasına gelmişti. O zamanki zemin buydu. Çünkü bu Hükümet’in bir sıkıntısı vardı. AKP içinde bir kanat, ki bu kanadın içinde o zaman dönemin komisyon başkanı, NATO’daki temsilci başkanı Vahit Erdem ve arkadaşları vardı, Türkiye’nin ‘savaşan asker’ göndermesine karşıydılar.
Türkiye’nin ‘savaşan asker’ göndermesine karşılık Amerika’nın teklif ettiği şey, Kandil Dağı’nı Türk askerlerine teslim etmekti. O dönem Kara Kuvvetleri Komutanı olan İlker Başbuğ, Kandil’e giren askeri Genelkurmay Başkanı’na haber vermeden geri çekti. Bunun üzerine bizim ‘savaşan asker’ gönderme mükellefiyeti ile ilgili anlaşma yapılmadan yarım kaldı. Başbuğ onun bedelini ödüyor. Ben bunu ‘Kara Kuvvetleri Komutanı askeri çekti, Genelkurmay Başkanı sonradan öğrendi’ diyerek açıklamıştım. Bu olayın başlangıcı da Büyükanıt’la Başbakan’ın Dolmabahçe görüşmesidir.”
HABER-AHA
DSP Genel Başkanı Masum Türker görüşmede hem bu sorunlarla ilgili konuştu hem de gazetecilerin soruları üzerine ülke gündemine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Masum Türker’in konuşması şöyle:
“Türkiye hem bulunduğu bölgede hem de dünya ekonomisi içinde kapladığı alan itibariyle çok önemli, üzerinde hassasiyetle durulması gereken bir süreç yaşıyor. Türkiye’de diğer sorunların yanı sıra sağlık kesiminde çalışanların sorunları halledilmiş değil.
Sağlık, halkı çok yakından ilgilendiren bir konudur. Halkın bu konudaki taleplerini karşılamak ve sağlıkla ilgili tüm hizmetleri, ücretsiz olarak yerine getirmek gereklidir. Özel hizmet almak isteyenler, paralarını verip tedavi olabilirler. Bunun önünde engel yok. Hükümet, bu sorunların çözümü için gerekeni yapmamakta, tam tersine, vatandaş sosyal güvenlik şemsiyesi altında olsa bile, belli ödemeler yapma durumuyla karşı karşıya kalmaktadır. Vatandaşın aldığı her reçete için 25 kuruş ödemek zorunda olması, sağlık sektörünün içinde bulunduğu çarpık durumu en iyi şekilde göstermektedir.
Sağlık sektöründe çalışanların özlük hakları konusunda da eğitime, birikime, deneyime, liyakata göre değerlendirme yapılmalı ama bunun bedeli halka yansıtılmamalıdır. Çünkü sağlık hizmeti, devletin asli sorumluluklarındandır.
Toplu sözleşme konusunda kamuda çalışanlar için endişelerimiz var. Çünkü 12 Eylül’de referanduma sunulan ve kabul edilen anayasa değişikliği ile kamuda çalışanların sendika kurma hakkı, anayasal hak olmaktan çıkarıldı. Şu andaki düzenlemeleri, işçilerle ilgili sendikal düzenlemeler olarak görmek lazım. Hükümet’in ne yapacağı belli olmaz. Hükümet bir gece ansızın Kamu Çalışanları Sendika Kanunu’nu kaldırabilir. O zaman memurlar için toplu sözleşmenin varlığı da bir şey ifade etmez. Bu yüzden anayasa değişikliği yapılırken, öncelikle memura grevli toplu sözleşmeli sendika kurma hakkının verilmesi gerekir.
Memurların kuşkusuz siyasetle ilgili bir görüşleri var ve siyasette bulunmaları doğaldır. Ama bugünkü Hükümet, bırakın memurları, kamu kurumu niteliğindeki anayasal kuruluşların yöneticilerinin, kamu çalışanı olmadıkları halde, siyaset yapmalarına ‘yolsuzluğu önleme’ konusunu gerekçe göstererek engel olmaya çalışıyor. Oysa bu yasak, 1995 yılında Anayasa değişikliği ile düzenleme yapılmış ve uyum kanunlarıyla kaldırılmıştı. Şimdiki Hükümet, yönetmeliklerle, farklı düzenlemelerle bunlara da siyaset yasağını getirmeye çalışıyor. Bu durum, ileri demokrasiye geçişin değil, otoriter rejime geçişin önünü açma amacı taşıyor.
BAŞBUĞ SAVAŞAN ASKER GÖNDERMEMENİN BEDELİNİ ÖDÜYOR
Masum Türker, bir gazetecinin sorusu üzerine Afganistan’da 12 askerin şehit düşmesi ve sonrasında yaşanan gelişmeleri değerlendirdi ve şunları söyledi:
“Son birkaç gündür, çok önemli olaylar yaşıyoruz. Afganistan’da 12 şehit verdik. Bu şehitlerimizin içinde sağlık çalışanları da var. Kendilerine rahmet diliyorum. Yine bugünlerde şehit olan polislerimize rahmet diliyorum. Afganistan’taki olayın ardından iktidar ve muhalefet arasında bu konuya ilişkin tartışma yaşanmasını doğru bulmuyoruz. Çünkü Afganistan’a gönderilen askerler, barış amaçlı gönderilmiştir. Şu anda Türkiye’den istenen, ‘savaşan asker’ gönderilmesidir.
Hatırlarsanız, 2008 yılında, ‘savaşan asker’ gönderilmesine, NATO asamblesindeki AKP milletvekillerinin de bulunduğu Türk delegasyonu ‘hayır’ demişti. O dönem Başbakan’ın bir danışmanının, ‘savaşan asker’ gönderilmesine ilişkin durumu halledeceğini, bizzat Angela Merkel’e beyan ettiği, kamuoyuna yansımıştı.
İlker Başbuğ’un bugün terörle suçlanarak Silivri Cezaevi’ne gönderilmek istenmesinin nedeni, o dönemde Kara Kuvvetleri Komutanı iken Kandil’e giren askeri, Kandil’den geri çağırmasıdır. O dönem Başbuğ, Genelkurmay Başkanı’na da haber vermeden askerleri geri çekmiştir. Bunun üzerine Türkiye’nin ‘savaşan asker gönderme’ mükellefiyeti ile ilgili anlaşma yapılmadan yarım kaldı. Başbuğ şimdi bunun bedelini ödüyor.
O tarihte hem askeri kanatta hem Parlamento’da, ‘savaşan asker’ gönderilmesi istenmemiştir. Ama barış amaçlı, güvenlik amaçlı, sağlık amaçlı asker gönderilmesi doğrudur. Bu konunun böyle tartışmaya açılması, Türkiye’yi dünyadan uzaklaştırma ve yalnızlaştırma sonucunu doğurur.
Aslolan, Suriye’ye asker göndermemektir, Irak’a asker göndermemektir, Libya’ya asker göndermemektir. Ama o dönem iktidar partisi de muhalefet partisi de maalesef asker gönderilmesi için oy kullandılar. Hem AKP, hem CHP hem MHP oy kullandı. O tarihte bunun yapılmamasını söyleyen DSP’li milletvekilleriydi. Bu konunun tartışmaya açılmasını doğru bulmuyoruz.
Afganistan’daki askerlerimiz, kaza sonucunda şehit olmuşlardır. Aslında önemli olan, bu kazanın nedeninin araştırılmasıdır. Acaba bu Türkiye’yi ‘savaşan asker’ gönderme noktasına getirme amaçlı bir kaza mıdır? Başka bir beklenti mi vardır? Bütün bunların iyi analiz edilmesi gerekir.
Asıl özellikle ilgilenmemiz gereken konu, son dönemde tekrar şehitlerimizin artmaya başlaması konusudur. Güneydoğu’da özel harekat polislerimizin bile şehit olma noktasına gelmesi, dikkat çekicidir.”
SORU: Yani sizce eski Genelkurmay Başkanı Afganistan’a ‘savaşan asker’ gönderilmesine ‘hayır’ dediği için mi tutuklandı?
MASUM TÜRKER: Bunu ben ilk kez söylemiyorum. 2008 yılında da söylemiştim. Kara Kuvvetleri Kandil’e giderken, dönemin Genelkurmay Başkanı, Hükümet’in ‘savaşan asker’ gönderme talebine ‘evet’ deme noktasına gelmişti. O zamanki zemin buydu. Çünkü bu Hükümet’in bir sıkıntısı vardı. AKP içinde bir kanat, ki bu kanadın içinde o zaman dönemin komisyon başkanı, NATO’daki temsilci başkanı Vahit Erdem ve arkadaşları vardı, Türkiye’nin ‘savaşan asker’ göndermesine karşıydılar.
Türkiye’nin ‘savaşan asker’ göndermesine karşılık Amerika’nın teklif ettiği şey, Kandil Dağı’nı Türk askerlerine teslim etmekti. O dönem Kara Kuvvetleri Komutanı olan İlker Başbuğ, Kandil’e giren askeri Genelkurmay Başkanı’na haber vermeden geri çekti. Bunun üzerine bizim ‘savaşan asker’ gönderme mükellefiyeti ile ilgili anlaşma yapılmadan yarım kaldı. Başbuğ onun bedelini ödüyor. Ben bunu ‘Kara Kuvvetleri Komutanı askeri çekti, Genelkurmay Başkanı sonradan öğrendi’ diyerek açıklamıştım. Bu olayın başlangıcı da Büyükanıt’la Başbakan’ın Dolmabahçe görüşmesidir.”
HABER-AHA









