Türkiye Suriye’de Taşeron Görevi üstlenmemelidir
AHA - HABER - "Sayın Başbakan'a şifalar diliyorum. Bu gün kendisini eleştirmeyeceğim. 2002'de de 'Irak'a harekat yapılsın mı yapılmasın mı?' diye tartışılıyordu. Aniden Bülent Ecevit hastalandı. Gazetelerde, televizyonlarda birinci haberdi. Şimdi sormak istiyorum, gazetelerde birinci haber Başbakan Erdoğan'ın ameliyatı, hastalığı değil. Bunun Suriye ile ilişkisi var mı? Hillary Clinton dedi ki 'Suriye'yi size bırakıyorum.'
2012'de ABD'de seçim var. Irak'ta olduğu gibi kendileri getirip askerlerini sokamazlar. Sarkozy bizi Libya'ya sokmaz. Orada petrol var. Sarkozy'nin ülkesi Fransa, 1. Dünya Savaşı'nda Osmanlı'nın dağılmasından sonra Suriye'yi işgal eden ülkedir. Orada Fransız kültürü hakimdir. Bugün Malta'da yaşayanlar, Suriye'den gitmiş insanlardır. Bütün bunlar bölgede oluşurken, çok önemli bir başka şey daha oldu. Rusya uçak gemisi şimdi Suriye'de. Şimdi bizim Suriye ile herhangi bir çatışma yaşamamız halinde -daha tampon bölge yapılmamıştır- birden bire geniş bir Suriyeli kitlesinin ülkemize akması, özellikle Hatay bölgesinde bütünleşmesi söz konusu. Suriye'yi yöneten kesimin en yoğun olduğu yer Hatay'dan başlayarak Ürdün'e doğru inen bir yapı var. En çok çatışmanın söz konusu olacağı bölge de buradır.
Bunlar olurken, Pazartesi günü açıklama yapılıyor. Şu saate kadar hiçbir gazete, hiçbir televizyon, Başbakan'ın durumuna ilişkin haber yapma ihtiyacı hissetmiyor. Türkiye Cumhuriyeti'nin Başbakanı'nı, parti genel başkanı olarak merak ediyorum. Tavrını merak ediyorum. Televizyonlarda Suriye meselesi tartışılıyor ya, lütfen Başbakan'ın bu sağlık meselesiyle bütünleştirsinler, konuya öyle baksınlar. Çünkü Türkiye'nin geleceği, Türkiye'nin iç çatışma noktasına getirilmesiyle ilgili çok önemli meseleler görüyoruz.
Sayın Cumhurbaşkanı gidip nişan aldı İngiltere'den. Şu anda İran'da İngiliz Büyükelçiliği işgal ediliyor. Bunlar birbirinden kopuk konular değildir. Şu an Suriye'de üç önemli ülke var, taraftır; birisi Irak, birisi Rusya Federasyonu, birisi de Çin. Çin ve Rusya Federasyonu, Güvenlik Konseyi'nde yaptırımlar aleyhinde oy kullanmışlardır. İran mezhep dayanışması açısından Suriye'den yanadır. Irak, kendisine tekrar sıçramasın diye yine mezhep dayanışması bakımından şimdiki yönetimden yanadır. Türkiye burada taşeron görevi üstlenmemelidir.
Ben Başbakan’ın derhal sağlığına kavuşmasını temenni ediyorum. Muhakkak birilerinin Başbakan’ı uyarması gerekir. Unutulmasın, aynı şey Bülent Ecevit'e yapıldı. ‘Sağlıklıdır’ diye apar topar hastaneden eve götürüldü ve içten vurulduk. Şimdi Başbakan’ın ameliyat geçirdiği söylendi. Cumhurbaşkanı 'Çok büyük bir ameliyat geçirdi, ufak bir olaydı' diyor. İki cümle bile birbiriyle çelişkili. Başbakan’ın sağlık durumu hakkında her gün bir rapor yayınlanmalıdır.
Bir başka konu, Rusya'daki yer değiştirmeyle ilgilidir. Bu konuyla dünyada gündem oluşturulmaya çalışılıyor. Suriye, Rusya, Çin ve İran tarafından korunuyor. Suriye yönetimi indirilirse, özellikle İran'ı düşürebilmek için bölgedeki Şii etkinliği azalacak. Dünya ticaretinde ABD'yi tehdit eden Çin'in para biriminin 2015'ten itibaren dünyada kullanılan resmi para birimlerinden biri olma ihtimali var. Esas bizi etkileyecek, Fransa'daki seçim. Avrupa Birliği (AB) üyesi olmasa da Türkiye'yi şu anda Avrupa gündemi ilgilendiriyor. Avrupa'da ilk kez Hitler'in düşünceleri uygulanabilir hale geldi ve bir Avrupa devleti kurmak istiyorlar. Almanya'nın kurmayı planladığı oluşumu, Fransa'daki cumhurbaşkanı değişikliği etkileyecek. AB altındaki görevliler komiserlikti. Şimdi ilk defa hükümet kurma kararı aldılar. İş bireysel komiserlikten çıkıyor ve hükümet kurmaya doğru gidiyor. İkinci önemli adımı atıyorlar ve oy birliği yerine oy çokluğuyla karar alma mekanizması getiriyorlar. Bütün bunlar Türkiye'yi çok etkileyecek. Çünkü dünya, uluslararası camia diye bir kavrama doğru ilerliyor. O nedenle bizim ne konuşursak konuşalım, uluslararası camia neyi dayatıyorsa onu takip etmeliyiz.
Dikkatinizi çekmek istediğim bir konu da 30 Ekim 2011 tarihli Resmi Gazete'nin mükerrer sayısında, 2012 yılında Türkiye'de uygulanacak ekonomik programla ilgili Kalkınma Bakanlığı’nın raporudur. Bu raporu okursanız ne gazeteler ne de siyasiler sizi aldatabilir. Sayın Başbakan, ‘Milli gelirimiz 11 bin dolar oldu’ diyor. Resmi Gazete'de gerçek rakam öyle değil. Resmi Gazete, 'bu yılki milli gelir 5 bin 72 dolardır' diyor. Demek ki milli gelir fazla artmamış. Peki, 11 bin dolar nereden geliyor? Bu, cari fiyatlarla yapılan değerlendirmedir. Dolara göre değerlendirirseniz milli gelir daha da düşüyor. Türkiye'de son 3 ayda dolardaki artış yüzünden yüzde 30 devalüasyon oldu, bundan kimsenin haberi olmadı.
Ayrıca Resmi Gazete'de yayımlanan Kalkınma Bakanlığı raporunda Türkiye'de eğitim kalitesinin düşük olduğundan bahsediliyor. Eğitim kalitesi düşük olan bir toplumun kalkınmasının zordur ve eğitime her bakımdan önem verilmelidir.