“atatürk’e Saldırmak Türkiye Cumhuriyeti’ne Saldırmaktır”
AHA- HABER- Biz bedelli askerlikle ilgili olarak bir öneride bulunduk. Ancak yeterince değerlendirilmedi. Partimizin 2011 Seçim Bildirgesi’nde de bu konu vardı. Bildirgemizde, hem askerlerin hem de lisede okuyanların sosyal güvenlik şemsiyesi altına alınmasını, sigortalanmasını öngörmüştük. Bedelli askerlik gündeme gelince dedik ki ‘Bedelli askerlik yapanlardan alınacak paralarla bedelsiz askerlik yapanlar sigortalansın’. Askerlik yaptıkları süre, emeklilik süresine işlensin.
Bedelli askerliğin terörle mücadelede zafiyet doğuracağı yönündeki eleştiriler de doğru değil. Çünkü bu yasa 1980’li yıllardan beri geçerli olan bir yasa. Hiçbir düzenleme yapılmadan da bedelli askerlik yaptırılabilirdi. Bunun için Genelkurmay’ın başvurusu yeterliydi. Bedel yasada da var. Ancak yasa, alınacak paranın nereye harcanacağını belirlemek bakımından yapılıyor. Burada işin özü eşitlik kuralı açısındandır. Askerlik de bir tür vergidir. Parası olan bu vergiyi para cinsinden veriyor, parası olmayan ise bedenen bu vergiyi ödüyor. Bunun karşılığında o kişinin yalnız iki yıl o görevi yapmak durumunda kalmıyor, 2 yıl sosyal güvenlik şemsiyesinden uzak kalıyor. Bu konuda bu nedenle biz öneride bulunduk. Bu tartışmaları kim gündeme getiriyorsa doğru değil. Kim getiriyor, ‘Askerliği kısaltacağım’ önerisi tıpkı Dersim olayıyla ilgili olduğu gibi, CHP’nin kendi seçim bildirgesindedir.
DERSİM TARTIŞMASI
Dersim olayı, çok sistemli uluslararası bir propagandanın aracıdır. 1994-95 yıllarında hatırlanacak olursa, o zamanlar Nelson Mandela’ya, Atatürk Barış Ödülü verilirken O reddetti. Amerikalılar, Lozan Anlaşması’nı reddetti. Bunu reddederken, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşuna itiraz etmişlerdi ve Türkiye Cumhuriyeti’nden talepleri vardı. Onlar geçmişte bizimle ilgisi olmamasına rağmen kapitülasyon talep ediyorlardı ve bir Ermenistan devletinin Anadolu topraklarında kurulmasını istiyorlardı. Türkiye reddetmişti. Lozan Anlaşması’nı bugün dünyada reddeden tek parlamento, ABD parlamentosudur. Orada hem Atatürk suçlanmıştır, hem de Türkiye Cumhuriyeti, emperyal bir güç olarak gösterilmek istenmiştir. Bunun nedeni, 1. Dünya savaşından sonra dünya dengelerini iki olayın etkilemesidir. Birisi, Sovyetler Birliği’nin oluşumudur, karşıt bir kutup olarak ortaya çıkışıdır, diğeri dağılan ve parçalanan Osmanlı İmparatorluğu’nun ardından emperyalizme karşı kendi gücünü ortaya koyup kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin oluşumudur. Nasıl Lenin ile Stalin aynı şekilde olumsuz karşılandıysa, sonra Mustafa Kemal Atatürk de parçalanmışlıktan bir millet, bir devlet kurmuştur, bu nedenle karşı çıktılar. Atatürk kimdir, bizim için neyi ifade eder, Atatürk Türkiye demektir ve Atatürk’ün varlığı bizim birliğimiz demektir. Düne kadar Atatürk’e karşıtlıklarıyla bilinen bugünkü AKP’nin geldiği Milli görüş ve AKP bile, erk olunca bir birleştirici ihtiyacını Atatürk’le karşılıyor. Birileri, ‘Atatürk’ü devreden çıkartırsak, Türkiye’de rejim değişikliğini rahatlıkla sağlayabiliriz, bölünmeyi sağlarız’ diye düşünüyor, bir kısmı, Atatürk’ü suçlayarak insanları farklı yollara götürmek istiyor.
Atatürk Türkiye Cumhuriyeti’ni temsil eden, kimliğimizi temsil eden ve gerçekten Türkiye Cumhuriyeti’ni i kurtaran kişidir. Dikkat edin, bu konu, ölüm yıldönümüne denk geldi. Bu arada ‘O’nun diktatörlüğünü konuşalım’ diyenler bile oldu. Atatürk Türkiye Cumhuriyeti’ni kurarken, bütün insanların hazır razı olduğu bu Osmanlı’dan sonraki padişahlıkla birlikte halifeliği de devralsaydı, kim ne diyecekti?
Dersim konusu gündeme geldi ama Dersim dışında herkes her şeyi söylemeye başladı. Cumhuriyet, dağılmış, parçalanmış yok olmuş bir devletin içinden yeni bir devlet olarak doğdu. Şimdi Dersim konusunda özürün şekliymiş, şuymuş buymuş tartışmamak gerekir. Vatandaşı ilgilendiren onlar değil. Vatandaşı ilgilendiren, ‘Bu politikacı geleceğe yönelik olarak ne söylüyor? Bu politikacı iktidardaysa, acaba geçmiştekilerin ihlal ettiği hak ve özgürlükler konusunda kendisi ne yapıyor? Kendi iktidarında insan hak ve özgürlüklerine yönelik ihlalleri engelleyebilecek mi? Yasaları şahıslar için değil, toplum çıkarı için yapacak mı?’ sorularının cevabıdır.
Mesela Dersim tartışmaları sürerken, önemli bir yasa çıktı. 12 Haziran’dan bu yana Parlamento sadece bir tane yasa çıkardı. O da şike cezalarını düşürme yasası. Dikkat çekici olan şu, muhalefet bu saate kadar bunu sorgulamadı. İktidar Kanun Hükmünde Kararname çıkartarak önemli yasal düzenlemeler yaptı, bunların hiç biri Parlamento’da tartışılmadı. 6 ayda yalnızca bir kanun üretilmiş o da kişiye özel bir yasa. Türkiye’de hukuk, iklime göre, havaya göre değişmemeli. Türkiye’de maalesef havaya ve iklime göre değişen bir hukuk sistemine sahip olduk Bu sistemde seyirci durumuna düşüldüğü için esas müdahale edilmesi gereken konulara müdahale edilmediği için, Türkiye’yi parçalayacak söylemler rahatlıkla kullanılabiliyor. Dersim tartışması da bunlardan biridir. Üstelik bakın, bunu iktidar gündeme getirmiyor, CHP getiriyor. Seçimden önce Genel Başkanları Hakkari’de bu konuyu konuştu.
Biz seçim boyunca biz DSP olarak dedik ki, ‘Eğer Parlamento’da ikinci bir sol parti olmazsa Atatürk sorgulanacak, Atatürk yargılanacak.’ Atatürk’ün yargılanması demek, Türkiye Cumhuriyeti’nin birliğinin bütünlüğünü sarsacak yeni bir kapının açılması demektir.
Ergenekon’da Balyoz’da hukuk dışı şeyler yaşanıyor. ‘Cumhuriyet’in kuruluşunda yaşanmış olan her şeyi gündeme getirelim, yüzleşelim’ dediğiniz zaman, biz vizyondan kaçıyoruz. Bir gerçek var, ‘Acı’ adı altında, 3 olay tesadüf olamaz. Atatürk’ün ölüm yıldönümü haftasında televizyonlarda ‘Diktatör mü değil mi?’ tartışmasının açılması, Haziran’da yapılması gerekirken, 18 Kasım’da Abdülmecit için ölüm yıldönümü düzenlenmesi, Dersim olayı ve bundan sonra ‘Her şeyi ortaya açıyoruz’ diye aynı şeyi söyleyen siyasi ve gazetecilerin durumu… Bu üç olay da görüntüde Atatürk’e saldırıdır. Ama hayır, bu işte saldırılan yer, Türkiye Cumhuriyeti’nin birliği, bütünlüğüdür.
SURİYE MESELESİ
Sayın Başbakan’a şifalar diliyorum. Cumartesi ameliyata girdi, Sağlık Bakanı bile dün görebildi. Bunlar Türkiye için iyi değildir. Tamamen Suriye’deki olayların pekiştiği bir dönemdir.
Suriye ile ilgili alınacak önlemleri bugün Dışişleri Bakanı açıkladı. Bu 4 gün içinde, Başbakan hasta, bir araya gelemediler, Bakanlar Kurulu toplanamadı, hangi yetkili otorite aldı bu kararı? Bu savaş hali olabilecek komşumuzla ilgili, özellikle de Müslüman bir ülkeye haçlı seferi yapar şekildeki bu yaklaşımı bakan Parlamento’da görüşülmeden nasıl açıkladı?
Bakın buradaki olaylar hep ‘İnsan hakları, demokrasi’ adı altında çok büyük yanlışlıklara yol açıyor. Benim dileğim, DSP’nin dileği, Türkiye Cumhuriyeti’nin birliğini bütünlüğünü, milletin birliğini sarsabilecek ve özellikle bu devletin kurucu liderini tartışmaya açabilecek söylemlerden ve eylemlerden kaçınılmasıdır.
CHP’lilere tavsiye ediyorum, siz Atatürk’ün yargılanmasına, meselenin Atatürk’e götürülmesine izin vermeyin. İktidar partisinin lideri, daha önce bulunduğu partiler de zaten bu davayı ileri sürerek gelmişti. Bugün ‘değiştim’ diyebilir, ‘Milli görüş gömleğini çıkardım’ diyebilir. Ama özünü biliyoruz. Yanındaki arkadaşları biliyoruz. Onların Atatürk’le hesaplaşması vardır. Atatürk’le hesaplaşmayı, ‘sosyal demokrasi’ ‘insan hakları’ ya da başka ad altında taşımanın yarına ilişkin bir sonucu olmaz.
Tuncelililer’in bir hesabı varsa, o zaman sormalı onlara, geçmiş dönemde siz CHP’ye niye oy verdiniz. Birçok Tuncelili milletvekili oldu, bakanlar oldu. Hatta Genel Başkanları Tuncelili. Bu olay son 8 yıldır, 10 yıldır organize olmuş. CHP Genel Başkanı’nın şimdi toprak meselesini gündeme getirmesini doğru bulmuyorum.
Türkiye’de insan hakları ihlali yapmış kim varsa suçlansın, faili meçhul ne varsa hepsi ortaya çıkıp aydınlatılsın, ama Atatürk’ü sorgulamak, işin oraya gideceğini bile bile tartışma yapmak, Türkiye Cumhuriyeti’nin temeline dinamit koymaktır.
Türkiye Cumhuriyeti’ni yok etmek isteyenler şimdi de Türkiye’yi Suriye’ye karşı taşeron olarak kullanmak istiyorlar. Buna izin verilmemeli. 2002’de de ‘Irak’a harekat yapılsın mı yapılmasın mı?’ diye tartışılıyordu, Aniden Bülent Ecevit hastalandı. Gazetelerde, televizyonlarda birinci haberdi. Şimdi sormak istiyorum, gazetelerde birinci haber Başbakan Erdoğan’ın ameliyatı, hastalığı değil, bunun Suriye ile ilişkisi var mı? Hillary Clinton dedi ki ‘Suriye’yi size bırakıyorum.’ 2012’de ABD’de seçim var. Irak’ta olduğu gibi kendileri getirip askerlerini sokamazlar. Sarkozy bizi Libya’ya sokmazken, orada petrol var, Sarkozy’nin ülkesi Fransa, 1. Dünya Savaşı’nda Osmanlı’nın dağılmasından sonra Suriye’yi işgal eden ülkedir. Orada Fransız kültürü hakimdir. Bugün Malta’da yaşayanlar, Suriye’den gitmiş insanlardır. Bütün bunlar bölgede oluşurken, çok önemli bir başka şey daha oldu. Rusya uçak gemisi şimdi Suriye’de. Şimdi bizim Suriye ile herhangi bir çatışma yaşamamız halinde, daha tampon bölge yapılmamıştır, birden bire geniş bir Suriyeli’nin bize akması özellikle Hatay bölgesinde bütünleşmesi sözkonusu. Oraya baktığınız zaman, Suriye’yi yöneten kesimin en yoğun olduğu yer Hatay’dan başlayarak Ürdün’e doğru inen bir yapı var. En çok çatışmanın söz konusu olacağı bölge de buradır.
Bunlar olurken, Pazartesi günü açıklama yapılıyor, şu saate kadar hiçbir gazete, hiçbir televizyon, Başbakan’ın durumuna ilişkin haber yapma ihtiyacı hissetmiyor. Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanı’nı, parti genel başkanı olarak merak ediyorum. Tavrını merak ediyorum. Televizyonlarda Suriye meselesi tartışılıyor ya, lütfen Başbakan’ın bu sağlık meselesiyle bütünleştirsinler, konuya öyle baksınlar. Çünkü Türkiye’nin geleceği, Türkiye’nin iç çatışma noktasına getirilmesiyle ilgili çok önemli meseleler görüyoruz. Sayın Cumhurbaşkanı gidip nişan aldı İngiltere’den. Şu anda İran’da İngiliz büyükelçiliği işgal ediliyor. Bunlar birbirinden kopuk konular değildir. Şu an Suriye’de 3 önemli ülke var, taraftır, birisi Irak, birisi Rusya Federasyonu birisi de Çin. Çin ve Rusya Federasyonu, Güvenlik Konseyi’nde yaptırımlar aleyhinde oy kullanmışlardır. İran mezhep dayanışması açısından Suriye’den yanadır. Irak, kendisine tekrar sıçramasın diye, yine mezhep dayanışması bakımından şimdiki yönetimden yanadır. Türkiye burada taşeron görevi üstlenmemelidir.
Ben başbakanımızın derhal sağlığına kavuşmasını temenni ediyorum. Muhakkak birilerinin Başbakan’ı uyarması gerekir. Unutulmasın, aynı şey Bülent Ecevit’e yapıldı. Sağlıklıdır diye apar topar hastaneden eve götürüldü ve içten vurulduk. Şimdi Başbakan’ın ameliyat geçirdiği söylendi. Biraz önce Cumhurbaşkanı ‘Çok büyük bir ameliyat geçirdi, ufak bir olaydı’ diyor. İki cümle bile birbiriyle çelişkili.
Türkiye’nin şu anda en önemli meselesi Suriye konusunda gündeme gelmiştir. Dışişleri Bakanı çok önemli bir sorumluluk üstlenmiştir. Bakanlar Kurulu toplantısı olmadan açıklama yapmıştır. Yarın Meclis’te Suriye konusunun gerekirse kapalı bir oturumda ele alınması ve milletvekillerinin mutlaka bilgilendirilmesi gerekir. Çünkü bu açıklamalar Türkiye’yi uzun vadede savaşa bile sokabilir.